📜 BÖLÜM 5: KANIN İZİ VE YENİ BİR OYUNCU
Yazar: zeynep ay

Asansörün metal kapıları üst katta, Acil Servis’in o hiç dinmeyen hengamesine açıldığında saat 04:15’ti. Dezenfektan kokusu, acil servisin soğuk havasına yeniden hakimdi. Koridordaki gürültü, morgun altındaki o mezar sessizliğinden sonra Kerem’in keskinleşmiş duyularına adeta bir müzik gibi geliyordu. Aşağıdaki çöplük yaratıklarına verdiği ders geçici bir huzur sağlamıştı ama Kerem saf değildi. Sokak klanının lideri, hezimete uğrayan bir köpeğin getirdiği haberle kolayca geri adım atacak türden biri olamazdı. Savaş bitmemişti; sadece biçim değiştirmişti. "Kerem Hocam!" Hemşire Cansu, elindeki müdahale tepsisiyle koridorun karşı tarafından koşturuyordu. Yüzündeki o yorgun ama enerjik ifade, az önce aşağıda yaşanan vahşetle tezat oluşturacak kadar insaniydi. "Neredeydiniz hocam? Sizi arıyordum," dedi Cansu soluklanarak. "Acil 1’e gelen kaza vakalarının ilk müdahalelerini tamamladık ama ambulans servisi az önce yeni bir anons geçti. Birkaç sokak ötede, bir gece kulübünün arkasında bilinci kapalı, aşırı kan kaybetmiş bir kadın bulunmuş." Kerem, yakasını milimetrik bir hareketle düzeltirken gözlerini Cansu'ya dikti. "Kan kaybı mı? Dış kanama izi var mıymış?" "Telefondaki paramedik görevlisi boyun bölgesinde derin yaralar olduğunu söyledi," dedi Cansu sesi hafifçe düşerek. "Hocam... Tıpkı geçen haftaki vaka gibi dediler. Polise de haber verilmiş, ekip yoldaymış." Kerem’in gözlerinin arkasında soğuk bir şimşek çaktı. Geçen haftaki vaka... Sokak klanının "bizim mülkümüzdü" dediği o kızın bulunduğu yer. Demek ki mahluklar mesajı almıştı ama geri çekilmek yerine oyunu doğrudan Kerem'in çöplüğüne, kamuoyunun ve polisin gözü önüne taşımaya karar vermişlerdi. Bu bir misillemeydi. "Tamam Cansu," dedi Kerem son derece profesyonel bir ses tonuyla. "Hastayı doğrudan 1 Numaralı Travma Odası’na alın. Polis gelene kadar ilk muayenesini ben yapacağım. Polis ekibi geldiğinde de bana haber ver." "Anlaşıldı hocam." Kerem, travma odasına doğru yürürken cebindeki neştere dokundu. Şehir Hastanesi onun kalesiydi ve bu kalede atılacak her adımı bizzat kendisi yönetmeliydi. Beş dakika sonra ambulansın siren sesleri acil servisin önünde kesildi. Sedyeyle içeri taşınan genç kadının yüzü, kan kaybından bir kağıt kadar beyazlamıştı. Üzerindeki pahalı gece elbisesi yırtılmış, siyah saçları kurumuş kanla birbirine yapışmıştı. Kerem, görevlilerin kadını travma masasına kaydırmasına yardım etti. Kapıyı kapatıp medikal perdeleri çekti. Kadının boyun bölgesini incelemek için eğildiğinde, dudakları bir çizgi halinde kenetlendi. Kadının şah damarının üzerinde iki derin, yırtıcı diş izi vardı. Ancak bir profesyonelin yapacağı cinsten değil; acemi, vahşi ve kurbanın etini koparırcasına yapılmış barbarca bir saldırı iziydi bu. Sokak yaratıkları kadının kanını tam olarak bitirmemiş, onu bilerek "canlı" ama komada bırakmışlardı. Kerem parmaklarını kadının nabzına koydu. Nabız atıyordu ama o kadar zayıftı ki... Kadın birkaç dakika içinde tamamen ölecekti. "Beni buraya polis çekmek için yem olarak kullandılar," diye fısıldadı Kerem. "Kız ölürse, adli tıp boyundaki diş izlerini tespit edecek. Polis hastaneyi ablaya alacak." Tam o sırada travma odasının perdesi aniden çekildi. İçeriye, üzerinde deri ceket olan, uzun boylu, keskin bakışlı ve oldukça genç görünen bir adam girdi. Belindeki polis rozeti, ceketinin arasından açıkça görünüyordu. "Kolay gelsin Doktor," dedi adam. Ses tonunda hiçbir telaş veya panik yoktu; aksine bir avcının sakinliği vardı. "Ben Cinayet Büro’dan Komiser Tayfun. Dışarıda bulunan mülkiyet sakini kız için geldim." Kerem doğruldu. Gözlerini Komiser Tayfun’a kilitledi. Ancak Kerem’in 180 yıllık içsel duyuları, polisin içeri girdiği saniyede yeniden alarma geçti. Bu adam... Bu adam sıradan bir polis değildi. Vücut ısısı bir insana göre fazlasıyla düşüktü. Ve üstüne sinmiş olan o hafif gümüş ve kuru kurşun kokusu, Kerem’in burnuna kadar ulaşıyordu. "Hoş geldiniz Komiser," dedi Kerem, bakışlarını yumuşatmadan. "Hasta kritik durumda. Şiddetli kan kaybı var,…