BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN

📜 BÖLÜM 4: KİMYASAL VE ÇELİK

Yazar:

BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN - zeynep ay kitap kapağı
BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN kitap kapağı

Selin, elindeki tüpü Kerem’e kaptırdığı an soğuk bir ürpertiyle geri çekildi. Morg odasının paslanmaz çelik masaları, duvarlardaki soğutucu dolapların cılız motor uğultusu ve tavandaki titrek floresan ışığı altında Kerem, az önce tanıdığı o kibar meslektaşından çok farklı görünüyordu. Gözlerinin derinliğinde insani olmayan, yüzyılların biriktirdiği karanlık bir tehdit vardı. "Kerem Hocam... O numune son derece tehlikeli," dedi Selin, sesi hafifçe titreyerek. "Nörolojik dokuları dakikalar içinde çürüten bir yapısı var. İçindeki protein zinciri bildiğimiz hiçbir canlıya uymuyor. Biyolojik bir felaket bu!" Kerem cam tüpü ışığa doğru kaldırdı. Tüpün içindeki o koyu, zift rengi sıvı, cama yapışarak ağır ağır aşağı süzülüyordu. "Biliyorum Selin," dedi Kerem, sesindeki o buz gibi sakinliği koruyarak. "Nispeten ilkel, evrimini tamamlayamamış mahlukların damarlarında gezen bir pislik bu. Kendi zehirlerinde boğulmayı hak ediyorlar." Cebinden küçük bir enjektör çıkardı. Laboratuvar tezgahındaki konsantre gümüş nitrat solüsyonundan ve yüksek orandaki medikal dezenfektandan hassas bir dozaj çekip tüpün içine zerk etti. Sıvı temasa geçtiği an tüpün içinde hafif bir köpürme ve yüksek ısı reaksiyonu gerçekleşti; siyah katran, yeşilimsi asidik bir renge dönüştü. "Ne yapıyorsunuz siz?" diye fısıldadı Selin dehşetle. "O kimyasalları karıştırırsanız gaz açığa çıkar!" "İşte tam olarak buna ihtiyacım var," dedi Kerem. Tüpün kapağını sıkıca kapattı ve önlüğünün iç cebine yerleştirdi. Sonra Selin’e döndü, gözlerini kadının göz irislerine sabitledi. Zihnindeki o asırlık baskı gücünü, hafif bir dalga halinde kadının nöronlarına doğru fırlattı. "Şimdi bu kattan çıkacaksın Selin. Evine gideceksin. Nöbetini devrettiğini, bu gece hiçbir sıra dışı vakaya rastlamadığını hatırlayacaksın. Yarın sabah geldiğinde her şey tertemiz olacak." Selin’in gözleri bir an için anlamsızca boşluğa daldı. Başını yavaşça, adeta bir robot gibi salladı. "Nöbetimi devrettim... Eve gidiyorum..." Elindeki neşteri masaya bıraktı ve mekanik adımlarla morgun ağır kapısından çıkıp gitti. Kerem odada yalnız kaldığında derin bir nefes aldı. Bedenindeki o yanma hissi, Selin'den aldığı tüpün kokusuyla bile hafifçe tetikleniyordu. Ama zihni berraktı. Sokak klanı onu adli tıp raporlarıyla tehdit ederek büyük bir hata yapmıştı. Onlar Kerem’i sadece konforuna düşkün, sistemin arkasına saklanan bir "şehir vampiri" sanıyorlardı. Oysa Kerem, bu hastane kurulmadan önce de bu topraklarda kılıç sallamış kadim bir avcıydı. Saat 02:50. Morg katının tüm ışıkları kapatılmıştı. Sadece koridorun sonundaki acil çıkış kapısının üzerindeki yeşil "ÇIKIŞ" tabelasından süzülen zayıf ışık, yerdeki fayanslara soluk bir parlaklık veriyordu. Hava dezenfektan, soğuk demir ve ölüm kokuyordu. Kerem, duvarın en karanlık girintisinde, adeta gölgenin bir parçası gibi dikiliyordu. Kalbi çarpmıyordu, nefes almıyordu, vücut ısısı çevredeki beton duvarlarla tamamen aynı seviyedeydi. Bir termal kamera bile onu orada tespit edemezdi. Saat tam 03:00’te, morgun dışarıya, ambulans yanaşma alanına açılan ağır çelik kapısının kilit mekanizmasından hafif bir gıcırtı yükseldi. Kapı, dışarıdaki sağanak yağmurun ve fırtınanın uğultusuyla birlikte yavaşça aralandı. İçeriye dışarıdaki buz gibi gece havası ve beraberinde leş gibi bir rutubet kokusu doldu. Karanlığın içinden iki gölge süzüldü. İkisi de uzun boylu, deri ceketleri çamur ve yırtıklar içinde olan, hareketleri bir yırtıcı kedininkini andıran yaratıklardı. Öndeki, dün gece Kerem’in boğazını sıkan ve tavan havalandırmasından kaçan o siyah gözlü mahluktu. Arkasındaki ise daha iri yarı, alt çenesindeki sivri dişleri dışarı taşmış, bakışları açlıkla parlayan bir diğeriydi. "Doktor..." diye fısıldadı öndeki, etrafı koklayarak. "Sözünü tuttun mu? Yemeğimiz nerede?" İri yarı olanı hırladı: "Sıcak kan kokusu alamıyorum... Sadece dezenfektan kokuyor burası. Bizi kandırmaya çalışırsa o beyaz önlüğünü kendi kanıyla boyarım!" Kerem, gölgenin içinden pürüzsüz bir adımla öne çıktı. Üzerinde…

Bölümün tamamını WritePad'de oku