BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN

📜 BÖLÜM 15: 7 NUMARALI DEPO

Yazar:

BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN - zeynep ay kitap kapağı
BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN kitap kapağı

Saat 23:30. Liman bölgesindeki terk edilmiş endüstriyel depoların üzeri, denizden çöken yoğun, tuzlu bir sis tabakasıyla kaplanmıştı. Paslı sac çatılardan süzülen yağmur damlaları, çamurlu zemindeki su birikintilerine tıpır tıpır düşüyor; uzaktan geçen yük gemilerinin boğuk siren sesleri gecenin tekinsizliğini ikiye katlıyordu. Kerem Korhan, 7 Nolu Soğuk Hava Deposu’na bakan paslı bir vinç kulesinin tepesinde duruyordu. Üzerindeki kar beyazı doktor önlüğünü çıkarmış; yerine 19. yüzyılın sonlarında Bükreş’te giydiği o yüksek yakalı, simsiyah, deri küt kesim paltosunu giymişti. Belinde antik gümüş kınlı hançeri, ceketinin iç cebinde ise özel dezenfekte edilmiş cerrahi neşterleri duruyordu. 180 yıldır biriktirdiği o asil, yırtıcı vampir aura’sı etrafındaki havayı buz gibi donduruyordu. Yanındaki gölgeden Komiser Tayfun belirdi. Tayfun’un elinde Avcı Loncası’nın özel üretimi olan, yüksek kalibreli, gümüş çekirdekli bir keskin nişancı tüfeği vardı. "İçerideler Korhan," dedi Tayfun, dürbünden depoyu izleyerek. "Sadi Noyan doğru söylemiş. Deponun soğutma sistemleri maksimum seviyede çalışıyor. Sıcaklık eksi 15 derece. İçeride en az on iki farklı ısı imzası tespit ettim. Ama bu imzaların hiçbiri insana ait değil... Vücut sıcaklıkları neredeyse sıfır." "Karpatlar’ın Cellatları..." dedi Kerem. Sesi rüzgarın uğultusunda fısıltı gibi yayıldı. "Konsey’in en eski, en sadık tasmaları. Güneş ışığını yüzlerce yıldır görmemiş, sadece taze kan ve katliamla beslenen safkan yaratıklar. Onlarla diplomasi yapamazsın Tayfun." "Plan ne?" diye sordu Tayfun, tüfeğinin emniyetini açarak. "Sen çatıdaki havalandırma kulesinde kalacaksın," dedi Kerem, gözlerini deponun çelik kapılarına dikerek. "İçerideki gümüş serum tanklarını patlatmak için işaretmi bekle. Ben içeri girdiğimde kapıları mühürle. Kimsenin bu depodan canlı çıkmasına izin vermeyeceğiz." "Kendine dikkat et Doktor," dedi Tayfun. "Onlar acil servisteki hastalara benzemez." Kerem hafifçe gülümsedi. "Ben de zaten bu gece şifa dağıtmaya gelmedim." ÇAAAAAAT! Deponun devasa paslı çelik kapısı, Kerem’in tek bir tekme darbesiyle menteşelerinden sökülerek içeriye doğru fırladı! Deponun içindeki dondurucu buz buharı, dışarıdaki sisle karışarak devasa bir bulut oluşturdu. Tavandan sarkan yüzlerce demir kancanın üzerinde donmuş sığır gövdeleri ve onların arasında... gümüş mühürlü özel çelik kasalarda tutulan binlerce paket taze kan asılıydı. Deponun ortasındaki buz tutmuş zeminde altı kişi duruyordu. En önde, boyu iki metreyi aşan, üzerindeki deri zırhı kuru kan lekeleriyle kaplı, yüzü boydan boya derin yara izleriyle parçalanmış bir dev duruyordu. Adamın gözleri zifiri siyah bir çukur gibiydi; belinde iki adet gümüş işlemeli devasa balta asılıydı. Karpatlar’ın Başcelladı: Vargath . Vargath, kapının patlamasıyla birlikte başını yavaşça çevirdi. Derin, hırıltılı bir sesle kıkırdadı. "Lord Vane..." dedi Vargath. Sesi, iki kayanın birbirine sürtünmesi gibi ürkütücüydü. "Konsey seni bir doktor olarak yetiştirdiğimizi sanıyordu. Ama sen buraya kendi celladınla helalleşmeye gelmişsin." "Vargath," dedi Kerem, adımlarını buzlu zeminde yavaşça atarak. "1888’deki Bükreş katliamından beri değişmemişsin. Hâlâ efendilerinin tasmayla gezdirdiği kuduz bir köpeksin." "O tasma bu gece senin boğazına takılacak!" diye gürledi Vargath. "Sadi Noyan’ı konuşturduğunu biliyoruz. Serum numunelerini imha ettiğini de! Ama unuttuğun bir şey var Lord Vane... Konsey bu şehre sadece serumu almaya gelmedi. Büyük Üstat bizzat bu şehirde!" Kerem’in göz bebekleri bir an için kilitlendi. "Büyük Üstat mı?" "Evet!" dedi Vargath alayla gülerek. "Şehir Hastanesi’nin sularına ve havalandırma sistemine zerk edilecek olan o nihai 'Siyah Salgın' bu gece başlıyor! Biz sadece seni burada oyalamak için gönderilmiş yemleriz!" Kerem’in zihninde şimşekler çaktı. Haznedar ve Lucien sadece birer piyondu. Konsey’in asıl hedefi, Şehir Hastanesi’ni merkez kullanarak tüm şehre o sentetik mutasyonu yaymaktı! "Tuzak..." diye fısıldadı Kerem. "Çok geç Lord Vane!"…

Bölümün tamamını WritePad'de oku