📜 BÖLÜM 13: SİYAH NEŞTER'İN GECE VARDİYASI
Yazar: zeynep ay

Saat 23:45. Şehir Hastanesi’nin üzerindeki gökyüzü, simsiyah bir kurşun plakayı andırıyordu. Şiddetli yağmur, A Blok’un devasa cam cephesini dövüyor; fırtınanın rüzgarı çatıdaki devasa havalandırma fanlarında ürkütücü, kesintisiz bir uğultu bırakıyordu. Gündüz vardiyası doktorları, hemşireleri ve poliklinik hastaları çoktan binayı terk etmişti. Kerem, Başhekim Vekili yetkisini kullanarak nöbetçi sağlık personelini ve acil servis ekiplerini "radyasyonlu sızıntı bakımı ve genel dezenfeksiyon" bahanesiyle tamamen B Blok'a çektirmişti. A Blok –özellikle de yeraltındaki D-4 katına giden koridorlar– tamamen ıssızlaştırılmış, asansörler kilitlenmiş, yangın merdivenlerinin ağır çelik kapılarına "GİRİŞ YASAK - BİYOLOJİK TEHLİKE" levhaları asılmıştı. Yeraltı laboratuvarının D-4 katındaki o uzun, mavi UV ışıklı koridorda tam bir ölüm sessizliği hâkimdi. Koridorun ortasında, tek bir paslanmaz çelik ameliyat masası duruyordu. Masanın üzerinde, kar beyazı örtülerin ortasında küçük, kristal bir tüp yerleştirilmişti. Tüpün içinde, koyu, katranımsı ve hafifçe fosforlu bir ışıltı saçan o saf siyah serum duruyordu. Haznedar’ın laboratuvarından kurtarılan ve Lucien’in bu şehre gelmesinin tek sebebi olan o son numune. BZZZZZZZT! D-4 katının yük asansörünün ağır kurşun kapıları kulakları sağır eden bir metalleşme sesiyle yana doğru açıldı. İçeriden Lucien ve beraberindeki sekiz kişilik özel eğitimli avcı ekibi çıktı. Adamların hepsi terzi elinden çıkmış siyah taktik kıyafetler giymişti; ellerinde gümüş kaplama otomatik tüfekler, belinde yüksek frekanslı kesici bıçaklar vardı. Bedenlerindeki damarlar morarmış, gözleri cıva rengine dönmüştü—hepsi Siyah Neşter Konseyi’nin serum dozlarıyla güçlendirilmiş, acı hissetmeyen yarı-vampir paralı askerlerdi. Lucien, koridorda yavaş adımlarla ilerledi. Zeytin yeşili dökümlü İtalyan kabanının etekleri çelik zemine sürtünüyordu. Taktik eldivenli sağ elini kaldırdı, arkasındaki ekibe durma işareti verdi. Gözleri, koridorun sonundaki ameliyat masasına ve üzerindeki o ışıldayan kristal tüpe kilitlendi. "Kapan açıkta duruyor," dedi Lucien. Sesi, tünelin beton duvarlarında alaycı bir tonla yankılandı. "Lord Vane bizi toy birer sokak avcısı sanıyor. Etrafı taran. Gümüş tuzaklarına ve basınç sensörlerine dikkat edin." Paralı askerlerden ikisi tüfeklerinin emniyetini açarak masaya doğru alçak sürünüş adımlarıyla ilerledi. Tam tüpe doğru el uzatacakları sırada, tavan havalandırma kanallarından yüksek basınçlı bir buhar püskürdü! ŞAAAAAAAFKKKK! Tavandaki gizli yangın sprinkler sisteminden su yerine, seyreltilmiş yüksek konsantrasyonlu gümüş nitrat ve kutsanmış tuz karışımı bir sıvı boşanmaya başladı! Sıvı paralı askerlerin üzerlerine döküldüğü an, adamların siyah taktik kıyafetleri ve derileri cızırdayarak erimeye başladı! Sıvının değdiği yerlerden et kokusu yükseliyordu. "ARGHHHHHHH!" İki asker acı içinde çığlık atarak yere kapaklandı. Bedenlerinden yükselen morumsu dumanlar koridoru kaplarken, duvarların arkasındaki havalandırma boşluğundan bir figür fırladı. Komiser Tayfun! Tayfun, elindeki iki adet özel yapım gümüş mermili otomatik tabancayla dumanların arasından fırladı. PAT! PAT! PAT! PAT! Gümüş kovanlar geceyi aydınlatırken, üç paralı asker daha kafalarından vurularak yere kapaklandı. Bedenleri daha yere düşmeden tutuşarak küle dönüştü. "Pusu!" diye bağırdı Lucien. Kabanını tek bir hamlede sıyırıp attı. Belindeki kından, üzeri antik runik yazılarla kaplı, yüksek frekanslı bir gümüş kılıç çıkardı. "Ateş edin! Gebertin o polisi!" Kalan üç asker Tayfun’un olduğu siper alanına doğru kurşun yağdırmaya başladı. Gümüş mermiler çelik duvarları delip geçerken, Tayfun bir kimyasal tankının arkasına sığınmak zorunda kaldı. Mermilerden biri omzunu sıyırmış, derisini yakmıştı. "İşin bitti Avcı!" diye hırladı askerlerden biri, tüfeğini Tayfun’un gizlendiği tanka doğrultarak. Fakat tam o sırada, koridorun tavanındaki karanlık boşluktan zifiri bir gölge düştü. Dr. Kerem Korhan. Kerem, üzerindeki siyah küt kesim özel takımı ve omu…