BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN

📜 BÖLÜM 11: ZİHNİN İÇİNDEKİ SİLİNTİ VE YENİ DÜZEN

Yazar:

BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN - zeynep ay kitap kapağı
BEYAZ ÖNLÜK, SİYAH KAN kitap kapağı

Yeraltı laboratuvarının geniş kontrol odasında yankılanan tavan havalandırmasının yüksek uğultusu, yerdeki cam kırıklarının üzerinde sürünen Prof. Dr. Altay Haznedar’ın hırıltılı nefesleriyle bölündü. Adamın bir zamanlar tıp akademisinin sahnelerinde, uluslararası kongrelerde ve televizyon ekranlarında güven saçan o parlak zekası, şimdi boş bir tuvalden farksızdı. Göz bebekleri tavanın kırmızı acil durum ışıklarına anlamsızca dikilmiş, ağzının kenarından sızan bir damla tükürük çenesinden aşağı süzülüyordu. Kerem Korhan’ın zihnine indirdiği asırlık nörolojik darbe, adamın son otuz yılda biriktirdiği tüm o karanlık metodolojiyi, formülleri ve insanüstü hırsları bir mum gibi söndürmüştü. Komiser Tayfun, tüfeğinin emniyetini kapatıp namlusunu aşağı indirdi. Botunun ucuyla Haznedar’ın omuzunu hafifçe dürttü. Yaşlı adam, komiserin yüzüne baktı ama gözlerinde en ufak bir tanıma, korku ya da nefret kırıntısı belirmedi. Sadece annesini arayan bir yetimin şaşkınlığı vardı. "Ne yaptın ona?" diye sordu Tayfun, bakışlarını yerdeki adamdan alıp Kerem’e çevirerek. "Zihnini tamamen mi yaktın?" Kerem, masanın üzerindeki dezenfektan şişesinden eline birkaç damla döküp parmaklarını titizlikle temizledi. Kar beyazı önlüğünün manşetlerini iliklerken sesi ameliyathanedeki bir vaka sunumu kadar soğuk ve resmiydi. "Nörolojik olarak hiçbir hasar vermedim Komiser," dedi Kerem. "Konuşabilir, yürüyebilir, temel insani ihtiyaçlarını karşılayabilir. Ancak 'Prof. Dr. Altay Haznedar' imajını oluşturan tüm o üst düzey bilgi birikimini, labirentin içindeki anılarını ve tabii ki benim ne olduğuma dair tüm verileri nöronlar arasındaki bağlardan kazıdım. Artık o, hayatının kalanını bahçeli bir klinikte kuşları izleyerek geçirecek masum bir yaşlı adam." Tayfun derin bir nefes verdi. Deri ceketinin cebinden çıkardığı paketten bir sigara yakmak istedi ama üzerlerindeki yüksek ozon gazı ve kükürt kokusunu hatırlayarak paketi geri cebine koydu. "Lonca bu durumdan hoşlanmayacak," dedi Tayfun. "Haznedar’ın arkasındaki sermaye ağını söküp çıkarmak için onun zihnine ihtiyacımız vardı." "Loncanızın ne istediği benim sorunum değil," dedi Kerem, kontrol odasının kırık camından dışarı adım atarak. "Bu hastane benim çalışma alanım. Bu şehirde bir denge varsa, o dengeyi sağlayan kişi benim. Lonca, sokakları avlamaya devam edebilir. Ama Şehir Hastanesi’nin kapısından içeri girmeye kalkarlarsa, karşılarında sadece bir doktor bulmazlar." Tayfun, yerdeki Haznedar’ı kolunun altından kavrayıp ayağa kaldırdı. Yaşlı adam, bir çuval gibi komiserin omzuna yaslandı. "Boran öldü," dedi Tayfun, Kerem’in arkasından bakarak. "Sokak klanı dağıldı. Haznedar bir enkaz. Ama unutma Korhan... Bir vakum oluşan her yerde, yeni bir güç o boşluğu doldurur. O siyah serumun formülü Haznedar’ın zihninden silinmiş olabilir ama numuneleri bir yerlerde hâlâ dolaşıyor olabilir." Kerem koridorun sonundaki asansöre doğru yürürken duraksadı. Başını hafifçe arkaya çevirdi. Gözlerindeki kırmızı hareler çoktan sönmüş, yerini yine o derin, kahverengi ve dingin bakışlara bırakmıştı. "O numuneleri kim bulursa bulsun," dedi Kerem. "Karşısında yine beni bulur. Asansörü kullanın Komiser. Güvenlik görevlisi size zorluk çıkarmayacak. Ben merdivenlerden çıkıyorum, gündüz vardiyama yetişmem lazım." Saat 09:15. Şehir Hastanesi’nin idari katındaki geniş koridorlarda hareketlilik hat safhadaydı. Başhekimlik makamının önünde güvenlik görevlileri, birkaç sivil polis ve hastane yönetim kurulu üyeleri toplanmıştı. Birkaç dakika önce Başhekim Haznedar’ın odasındaki özel dinlenme alanında "geçirdiği ağır nörolojik kriz" sebebiyle hastanenin acil servisine kaldırıldığı haberi yayılmıştı. Kerem, A Blok’un merdivenlerinden yukarı çıktığında üzerindeki doktor önlüğü pırıl pırıldı. Saçları özenle taranmış, yüzünde gecenin tüm o kanlı mücadelesini örten kusursuz bir dinçlik vardı. "Kerem Hocam!" Yönetim Kurulu Başkan Vekili Profesör Sadri Bey, Kerem’i görünce hemen yanına hızlı adımlarla geldi. Yaşlı adamın elleri titriyordu. "Duydunuz m…

Bölümün tamamını WritePad'de oku