8. Morbus Borrealis Kehaneti
Yazar: Tuğçe

Okumadan önce şarkıları açınız. Şarkı: Violin Sky, Prayer Odadan tam çıkacakken Magnus’un adımı seslenmesiyle durdum. “Anya,” demişti. Ona tamamen döndüğümde bakışlarında değişik bir ifade vardı. Yanıma yaklaştığında bakışlarım sadece gözlerindeydi. Tam karşımda dururken bana yukarıdan bakıyordu. “Seninle konuşmamız gerek.” dediğinde kaşlarım çatıldı. “Ne konuşacaksın?” diye sorduğumda eliyle az önce kalktığım koltuğu gösterdi. Magnus oraya doğru ilerlerken ben de adımlarımı o yöne ilerlettim. Koltuğa oturduğumda Magnus çekmecesinden birkaç kâğıt çıkardı. Dikkatlice onu izliyordum. Arkama yaslanıp gülümsedim. “Benimle sürekli konuşmak istiyorsun farkında mısın? İlgini mi çekiyorum yoksa?” diye alay ettiğimde yüzüme ciddiyetle bakıyordu. “Evet, ilgimi çekiyorsun?” dediğinde açık sözlülüğünü beklemediğim için afallamıştım. Boğazımı temizledim ve yine aynı şekil dalga geçerek “Sen de haklısın, ilgi çekilmeyecek biri değilim sonuçta.” dedim. Kafasını iki yana sallayarak gülümsedi. Bakışlarım tekrar gamzelerine kaydı. Tekrar gözlerine döndüğümde bana elindeki kâğıdı uzattığını gördüm. Anlamayarak ona baktım. “Bu ne?” Magnus tekrar kâğıdı uzatınca elinden aldım. Bir resim çizilmişti. Gemide çizdiği resim bu olmalıydı. Buradan ne çıkarmalıyım derken çizilen şeylerle dudaklarım aralandı. Kalp atışlarım göğüs kafesimden fırlayacak gibiydi. Çizilen şey benim gördüğüm rüyaydı! Bir kağıtta kızıl saçlı bir kız vardı, yerde kanlar içinde yatıyordu. Diğer kağıtta ise o kızı taşıyıp götüren bir adam vardı. O kadar güzel çizmişti ki, bana aşırı benziyordu. Karların içinde, kırmızı bir elbisesi ile bir kadın. Bakışlarım dehşet içinde Magnus’a döndü. “Bu... Bu nedir?” diye sorduğumda Magnus’un da aynı ciddiyetle beni izlediğini gördüm. “Rüyam.” tek kelime bizi çıkmaz bir yola sokmuştu sanki. “Bu nasıl olabilir? Bunu ben de gördüm.” dediğimde sanki bunu biliyormuş gibi tepki vermedi. “Bu zamana kadar hiç rüya görmedim Anya. Ve ilk kez rüya gördüğümdeyse, gördüğüm kişi sendin.” dediğinde anlamayarak bakıyordum. “Anya,” sesi düşünceli ve tedbirli çıkıyordu. Bakışlarım ona döndü. Sorgulayan ifadeyle ona bakıyordum. “Çok geç.” diye cümlesini tamamladığında ona yaklaştım biraz. “Geç olan nedir?” bakışları gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu. Bir süre sustu, sanırım diyeceklerini tartıyordu. “Öleceksin Anya, öldürecekler seni.” dediğinde nefesimi tutmuştum. Bakışlarım sadece onun gözlerindeydi. Ne cevap vereceğimi ya da ne diyeceğimi bilmiyordum. Öleceksin diyordu, öldürecekler seni diyordu. Ama ben, ölemezdim. Bu bilinmezlikle ölemezdim. Henüz kim olduğumu bile bilmiyordum. Anne, ne yapmam lazım? Lütfen yardım et. “Kim ve neden?” diye sorabilmiştim sadece ama sesim fısıltıdan ibaretti. Hayır, Anya, güçlü kalmalısın. Ravnoy’un seni yutmasına izin veremezsin. “Kendin hakkında hiç mi bir şeye sahip değilsin?” diye sorduğunda aslında ne kadar acınacak hâlde olduğumu söylüyordu. Kafamı iki yana salladığımda ondan bir şeyi gizlemeyi düşünmüyordum, zaten onun karşısında yeterince çıplaktım ve her şeyi görüp biliyordu. “Senin kim olduğunu biliyorum.” bu dört kelime sanki daha çok çıkmaza sürüklüyordu beni. “Söyleme.” dediğimde o bir tepki vermedi. Söylerse kader tersine dönerdi. “Bana nereden bulacağımı söyle.” diye fısıldadığımda kapının tıklatılmasıyla hızla ayağa kalktım. Magnus bana baktı ve eliyle bir kapıyı gösterdi. “O odaya geç ve sessiz ol.” dedi. Dediklerini yapıp hızla odaya gittim. Kapıyı da beraberinde kapattığımda içeriden sesler geldiğini işittim. Kapının deliğine eğildiğimde gelen kişinin bir kadın olduğunu gördüm. Bu kadını ilk defa gördüğüm için kaşlarım çatılmıştı. Gösterişli giyimli, siyah saçlı ve beyaz tenli bir kadındı. Kadın o kadar ciddi ve asaletli duruyordu ki, asıl kurucunun bu olduğunu bile düşünebilirdim. “Ne için geldin Elva?” diyen Magnus’un kıza sadece ciddiyetle baktığını gördüm. Adının Elva olduğunu öğrendiğim kadın “Yarın ailelerimiz toplanacak, biliyorsun. Yemekler yenilecek ve bizim ilişkimizi konuşacaklar.” dudaklarım…