23. VİCDAN
Yazar: Tuğçe

Okumadan önce şarkıları açmayı unutmayın. Şarkı: Clavier, Mrs Magic (Piano Vers.) "İşte bitti." Ujiteru'nun kalbimdeki eli ağır ağır geri çekildiğinde bakışlarımı ona çevirdim. "Nasıl durumu?" elindeki plastik eldiveni çıkarıp dışarı attığında bana döndü. "Biraz kendini toparlamaya başlamış. Zamanla eskisi gibi olacaksın, merak etme." buruk bir şekilde gülümsedim. "Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum. İyi ki varsın." Ujiteru'nun gözleri doldu. "Sen de iyi ki varsın. Ama beni ağlatacaksın." kahkaha atıp kollarımı Ujiteru'nun boynuna doladım. "Ağlama sakın." Ujiteru da elini belime dolayınca derin bir nefes aldı. "Ah kızıl prenses, ah. Keşke başka şartlarda, daha düzgün anda tanışsaydık." Başka şartlar... Hastalığın olmadığı, acının bize uğramadığı ve ailemizin de bizimle olduğu bir hayat. Keşke. Keşke o anlarda olsaydık. "Olsun, seninle tanışmamız biraz aksiyonlu geçmişti. Bence güzel bir an benim için." Ujiteru o anı hatırlamışçasına iç çekti. Gülümsemem dudaklarımda asılı kaldı. Ujiteru ile tanıştığım ana gittim. Beni öldürmeye çalışacak birinden kurtarmıştı. Ona minnettardım. Onunla tanıştığım için çok mutluydum. "Evet, güzel bir tanışma hikâyesi." Ujiteru derin bir nefes alıp ayağa kalktı. "Ben biraz akşam için avlansam iyi olur. Sen de burada kalıp dinlen." güldüğümde kafamı sola yatırdım. "Sanki gidebilecek bir yerim var da." Ujiteru da omuz silkip otuz iki diş sırıttı. "Çok geç kalmayacağım." kafamı aşağı yukarı salladım ve "Peki, dikkatli ol." dedim. Ujiteru gittiğinden beri ne yapacağımı bilemeyerek beklemeye başladım. Canım çok sıkılmıştı. Yaralarım hâlâ taze olduğu için dinlenmekten başka çarem yoktu. En ufak hareket bile yüzümü buruşturmama yetiyordu. Keşke bunlar yaşanmasaydı. Keşke daha farklı bir hayatım olsaydı. Ya da en başından adımlarımı doğru atsaydım. Keşkelerle süslenmiş hayaller, neyselerle sonlanırmış. Başka bir hayatta sadece yanımda anne ve babamı istiyordum. Başka kimseyi değil. Üçümüz huzurlu bir şekilde yaşayıp, sıcak bir yuva içinde yaşlanıp gitmek istiyordum. Ama bunlar mümkün değildi. Aklımda binlerce soru vardı. Hangisinin cevabını bulmakla başlasaydım bilmiyorum. Morbus Borrealis kitabını anımsadım. İçinde yazan her şey benim hayatımla, geleceğimle ilgiliydi. Benden çalınan bir hayat vardı ve ben o hayata kavuşmalıydım. Ne pahasına olursa olsun, ailemin hakkı olanı geri almalıydım. Acaba Magnus şu an ne yapıyordu? Ne haldeydi? Üzgün müydü? Yoksa hayatına devam mı ediyordu? Bunları merak ediyordum. Ama onu göremezdim. Zaten henüz görmek de istemiyordum. Bu kırgınlık ve kızgınlıkla görsem her şey daha kötü bir hal alacak gibi geliyordu. Arkadaşlarımı özlemiştim. Sakura'yı, Arthur'u ve Nora'yı. Hepsi bana o kadar iyi geliyordu ki... En zor anlarımda hep yanımda olup beni desteklerlerdi. Şimdi onları göremediğim için kendimi kötü hissediyordum. Onları bile görmek için gün yüzüne çıkamazdım. Çünkü bir kişi duyarsa herkes duyardı. Ama bildiğim bir şey varsa o da, Sakura'nın beni bulmak için geleceği. O benim nerede olduğumu biliyordu. Ve babam... Ona o kadar çok acı şey yaşatmıştım ki, çok pişmandım. Keşke bunları yaşamak zorunda kalmasaydık. Annemden sonra benim ölümüme dayanamazdı. Beni koruyamadığı için hep kendini suçlardı. Zaten yeni iyileşmişti, tekrar hasta olmasını istemiyordum. Ona henüz yaşadığımı belli edemezdim. Çünkü babamın sergileyeceği agresif tavırlar Ragnar'ın ikna olmasını sağlardı. Ama Ravnoy'a döndüğümde yapacağım ilk şey babama koşup sıkıca sarılmak olacaktı. Derin bir nefes alıp ağır bir şekilde ayağa kalktım. Ujteru'nun getirmiş olduğu suyu bir tasa doldurup ateşin yanına koydum. Su yavaş yavaş kaynamaya başlayınca kendime bir fincan lavanta çayı yaptım. Sakinleştirdiği ve uyumayı kolaylaştırdığı söyleniyordu. Fincanı burnuma yaklaştırdım ve o lavantanın yoğun kokusunu içime çektim. Bu bana gerçekten iyi gelecekti. Bir yudum aldığımda gözlerimi kapattım. Sakura'nın bana yaptığı lavanta çayı geldi aklıma. Birlikte çay içerken bir yandan sohbet ediyorduk. Ona gerçekten çok ihtiy…