22. Kumar
Yazar: Tuğçe

Okumadan önce şarkıları açmayı unutmayın. Şarkı: Christopher Dennis Coleman, Don't Go MAGNUS SKAR Elimdeki alkol şişesini kafama dikerken dışarıdaki ay ışığını izliyordum. O günden sonra neler oldu hiç bilmiyordum. Üzerinden üç gün geçmişti. Anya kurtulmuş muydu? Yoksa ölmüş müydü? Bilmiyordum. Bunu yapmaya mecburdum. Ama âşık olduğum kadına ihanet etmiştim. Aklım bunu yapmak zorunda olduğumu söylerken, kalbim " Sen ona ihanet ettin ." diyordu. Ona en son " Beni hiçbir zaman affetme ." demiştim. Çünkü suçluydum. Yaşadığım suçluluk hissi hayatımı zehretmişti. O beni bir gün affetse bile ben kendimi asla affetmeyecektim. " Hayatın seninle olsun Anya ." deyip veda etmiştim ona. Onu orada bırakıp gitmiştim. Onu öldürürken bile ona yaşamasını dileyip terk etmiştim. Hayatımın en büyük kumarını oynamıştım. O kumarımın işe yarayıp yaramadığından emin değilim. Ama işe yaramasını umuyordum. O beni affettiğini söylerken bile kendi içimde bir ton savaş veriyordum. Ona hançeri sapladığımda içten içe ölmemesi için yalvarıyor, gözlerimle bağırıyordum. Onun zümrüt yeşili gözleri ve ateş kızılı saçları hayatımda gördüğüm en güzel şeylerdi. Şimdi ise o çok sevdiğim gözleri, bana nefretle bakacaktı. Baksın, hakkıydı. Düşmanından gelmesini bekleyeceği darbeyi ona ben vermiştim. Şimdi beni affetmesini istemiyordum. Çünkü ben de kendimi affedemiyordum. Sarayıma geldiği gün onu görmek bana zulüm gibiydi. Onu öldüreceğimi bilerek ona bakmak bana acı veriyordu. Hoş, zaten bu süre zarfınca yüzüne bile bakamıyordum. İkimizin kaderi bir yazılmışken ben geleceğimde yer alan kadını, ilerideki eşimi öldürmüştüm. Şimdi beni ne affederdi ne de yüzüme bakardı. Daha sonra ona neden ihanet ettiğim aklıma geldi. Benim penceremden bakınca haklı olmasam da başka çarem olmadığı anlaşılıyordu. 3 Gün Önce Babam, Anya'yı idam ettirmek üzere zindana götürdüğünde bu sefer bir çözüm yolunun kalmadığını fark ettim. Kalbim depar atar gibiydi. Nefes alışlarım hızlanmış, koskoca Ravnoy dar gelmeye başlamıştı. Anya'yı öldüreceklerdi. Üstelik Elva'nın katili Anya değil, Ujiteru'ydu. Haksız yere Anya'nın ölümüne sebep olacaklardı. Hoş, Anya'dan herkes nefret ediyordu. Kimse Anya'nın ölümüne dur demeyecekti. Kalabalık dağılırken geride Anya'nın babası ve arkadaşları kaldı. Babası acı bir şekilde haykırırken Nora yanıma geldi. "Magnus, lütfen bir şey yap. Öldürecekler onu!" diye ağlayıp bağırırken ben sadece kendi içimdeki enkazın altından kurtulmaya çalışıyordum. "Magnus!" diye bağıran Nora ile kendime geldim ve ona döndüm. Anya bile sessizliğime karşılık kırgın bakışlarını yönlendirmişti bana. Onu korumadığım, sessiz kaldığım için kırılmıştı bana. Haklıydı tabii. Ben olsam ben de kırılırdım. Ama bilmiyordu içimde kaç düşünceyle savaştığımı. Derin bir nefes alıp "Halledeceğim, güven bana." dedim Nora'ya. Nora bana umutla bakarken bilmiyordu Anya'nın ölümünün benim elimden olacağını. Onu yaşatmak için öldüreceğimi kimse bilmiyordu. Ben bir kumar oynayacaktım ve şansın benden yana olmasını umarak bekleyecektim. Geride kalanlara döndüm. Anya'nın babası yıkılmış vaziyette ağlıyordu. Boğazımın düğümlenince sertçe yutkundum ve herkese bakarak "Onu kurtaracağım. Hepiniz evinize gidin." dedim. Anya'nın babası bana nefretle bakarken "Hepsi sizin yüzünüzden!" diye haykırdı. Haykırışı Ravnoy'daki birkaç kuzgunun ürküp uçmasına neden olmuştu. Gözlerim dolunca sırtımı döndüm. "Gidin." dedim. Anya ilk idam edileceği zaman onun düşen omuzlarını görünce canım yanmıştı. Ona güç vermek istercesine bağırıp, omuzlarını düşürmemesini söyledim. Çünkü Anya her zaman gururlu, başkaldıran, inatçı bir kızdı. Onun öylesine pes eden hali beni dumura uğratmıştı. Şimdi ise benim ondan bir farkım yoktu. Çaresizlik içinde omuzlarım düşmüş, kafamı bile eğmiştim. Sonra her ne kadar güçlü olmam gerektiğini kendime söylesem de, başarılı olamamıştım. Derin bir nefes alıp saraya, babamın yanına doğru yürümeye başladım. Anya'yı kurtarmam lazımdı. Saraya vardığımda beni gören muhafızlar saygıyla eğildiler. Bense hiç v…