15. Sinirle Söylenen Bir Söz Kaç Kalp Kırar?
Yazar: Tuğçe

Okumadan önce şarkıları açınız. Şarkı: Solas Composer, When The Long Night Ended Ay bugün daha parlaktı. Beyaz ışığı tüm Ravnoy’u aydınlatıyor, insanların kalbine umut tohumları ekiyordu. O büyük beyaz ışık; sanki bir umudun, saflığın, barışın işaretiydi. Yoksa ben mi öyle sanıyordum? Bugün o yarışı kazanmıştım. Kazanmamla birlikte halktan bazı kişilerin gözüne girmiş, itibarım artmıştı. Ama bir sorun da vardı ki; yarışı kazanmam, bir savaşın işaretiydi. Ragnar bu durumdan hoşnut olmamıştı. Ne kadar ileri gidebileceğimi görüp, onlara meydan okuduğumu anlamış olmuştu. İnsanlar neden kralı tahttan indirmiyorlardı? Korkuyorlar mıydı? Korkuyorlardı. Haklılar da. Bir kral tahtı için kendi kanından birini öldürebilecek kadar acımasızsa halkından sıradan bir kişiye neler yapmazdı. Peki bir tahtta iki kişi yer alır mıydı? Almazdı. Bir tahtta bir kral ve bir kraliçe varsa, bir gün birbirlerini alt etmek zorunda kalacaklardı. Ve taht yine tek bir kişinin olacaktı. Ben o tahtın sahibi olmalıydım. Gerekirse savaşırdım, kan dökerdim. Ama o tahttaki yerimi alırdım. Ben tahta geçemeyecek miydim? Öyleyse tahtı boş bırakırdım. Ne ben kraliçe olurdum ne de Ragnar kral. Buradaki rolüm neydi bilmiyorum. Bir özel güçlerim mi vardı? Bu imkânsızdı. Beyaz Ateş’in İz’i nedense bana özel güçten daha fazlası geliyordu. Ama özel bir güç olmadığına emindim. Benim ihtiyacım olan ‘Morbus Borrealis Kehaneti’ adlı mürdüm renkli o kitaptı. Her şey onda açık açık yazıyordu, eminim. Tüm geçmişimden, soyumdan, şimdimden ve geleceğimden her şeyimden bahsedildiğine eminim. Ayağımdaki sızı ile merhem süren Nora’ya döndüm. Acım, kaşlarımı çatmama neden olmuştu. Çok acıtıyordu ama geçerdi. Fiziksel yaralar kapanırdı da ruhtaki yaralar asla kapanmazdı. “Çok acıyor mu?” bilmesine rağmen üzüldüğü için bu soruyu soran Nora’ya gülümsememle karşılık verdim. Ne de olsa her canım yandığında bunu gülüşümle gizlerdim. “Sorun değil, geçer.” Nora kafasını iki yana salladı ve merhemi sürmeye devam etti. “Yarışmayı kazandığına inanamıyorum. Bu nasıl oldu? O kadar ileriye nasıl gidebildin?” diyen Sakura kaşlarını çatmış düşünüyordu. Gülümsedim ve kolumu açtım. Nora ve Sakura aynı anda koluma baktılar. Kolumdaki izi gören ikilinin şaşkınlıkla dudakları aralanmıştı. “Onun sayesinde.” dediğimde ikisi de anlamaz gözlerle bana bakıyordu. “Bu nedir?” soruyu soran Sakura eğilip daha yakından bakmaya başladı. “Beyaz Ateş Salgınında beni ceset çukuruna attıklarında oluştu. Ne olduğunu tam bilmiyorum ama küçüklüğümden beri benimle. Sanki, onun da bir kalbi var gibi. Sanki o da canlı gibi. Ben ne hissedersem o da onu hissediyor. Canım yanınca onun da yanıyor. Sarkıtlara bastıkça canım çok yanıyordu. Benim canım yandıkça onun da yanıyordu ve kolumdan damlamaya başladı. Mum gibi eriyip ayaklarıma sanki ayakkabı oldu. Onun sayesinde geçebildim.” ikisi daha çok şaşırarak bana bakıyordu. “Özel güçlerin falan mı var senin? Ayrıca damlıyor derken?” diye sordu Sakura. “Hayır, özel güç olduğunu sanmıyorum. Damlıyor derken, ağlıyor. Ben ağlarsam o da ağlıyor. Benim canım yanarsa benim yerime de ağlıyor. Bilmiyorum, beni hissediyor gibi.” Nora kaşlarını çattı. “Evet, anlıyorum. Şimdi daha iyi anlıyorum.” deyince ikimizin bakışları ona döndü. “Neyi anlıyorsun?” diye sorduğumda Nora tüm ciddiyetiyle bana baktı. “O izin ne olduğunu anlıyorum. Morbus Borrealis Kehaneti Kitabı’nı okuduğumda görmüştüm ama ne olduğunu anlamamıştım. Şimdi bu izi senin kolunda görünce... daha iyi anladım.” Derin bir iç çektim. O kitabı ne olursa olsun almalıydım ve doğru olan kadere yürümeliydim. Az kalmıştı. Tüm sorularıma cevap bulmama az kalmıştı. Nora ayaklandığında ona baktım. “Gidiyor musun?” kafasını olumlu anlamda salladı. “Evet, çok geç oldu. Senin de uyuman lazım. Dinlen ve yaraların çabucak toparlasın kendini.” haklıydı. İyileşmem için dinlenmem lazımdı. Kafamı yastığa yerleştirdim ve yanıma yaklaşan Sakura’ya baktım. “Sen bilmiyor muydun? Ne de olsa bana adanmışsın.” kafasını düşünceli bir şekilde salladı. “Hayır, sa…