11. Adanmış
Yazar: Tuğçe

Lütfen okumadan önce şarkıları açınız. Şarkı: RoarBack Sturdio, The Last March Ravnoy’a geldim geleli bu kadar katı bir yer olduğunu ilk defa görüyordum. Burada insanlar kendi çocuklarına bile kıyabilirdi. Çünkü onlar için itaat, her şey demekti. İtaat olmayan yerde huzur bulmazdı, onların tabiriyle. Kimsenin fikir ayrılığı, özgürlüğü ve inançları olamazdı çünkü bu yasaktı. Yasaklamışlardı. Yüce Ragnar ve Leah ne düşünüyorsa, halk da aynı şekil aynı düşünceye sahip olmak zorundaydı. Ragnar ve Leah neye inanıyorsa, halk da o şeye inanmak zorundaydı. Aksi hâlde gözünü dâhil kırpmadan öldürüyorlardı. Burada kimse özgür değildi. Herkes birer mahkûmdu. İnsanlara sıcak bir yuva, güzel bir yemek vaat ederek onları kandırıyorlardı. Bunlar bir örgütten başka hiçbir şey değildi. Bu Ravnoy korkunç bir yerdi. Bu insanlar, Ragnar ve Leah korkunçtu. Kimseye acımaları yoktu. Herkese hükmetmeye çalışıyorlardı. İnsanlar ise korkusundan ve saygısından hiçbir şey diyemiyordu. Ragnar şu an benim yüzümden kendi öz oğlunu öldürecekti. Sebebi ise itaatsizlikti, yine. İtaat, kelimesi ile burada tanışmıştım. Çünkü ben kendimi bildim bileli kimseye itaat etmedim. Sadece kendim neyi doğru gördüysem o yönde ilerledim. Ama şimdi, bana zıt olan bu kelimenin merkezi olan Ravnoy’a adım atmıştım. Ölmekten korkuyor muydum? Hayır. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Ama öfkeliydim. Çok öfkeliydim. Çünkü insanlar suçsuz yere öldürülüyordu. Kimsenin bir suçu yokken ölmesi âdil değildi. İnsanların böyle, bu şekil ölmesi ise hiç âdil değildi. Bakışlarım Magnus’taydı. Onun ise gözleri sadece benim üzerimdeydi. Ne korkuyor gibi duruyordu ne de itaat ediyordu. İfadesizlikle ölmeyi bekliyordu. Buna engel olmalıydım. Magnus’un ölmesine izin veremezdim. “Durun!” ona neden merhamet ediyordum, bilmiyorum. Ama göz göre göre Magnus’un ölümünü de izleyemezdim. Meydandaki tüm insanlar ve Ragnar bana döndü. Kılıç tutan eli havada kaldığında kafasını sola yatırdı. Magnus ise kaşlarını çatmış bana bakıyordu. “Onu öldüremezsiniz.” dediğimde Ragnar ve Leah’tan bir kıkırdama geldi. “Neden öldüremeyecekmişiz?” diye soran Ragnar’dan sonra sesini ilk kez duyacağım Leah konuştu. “Yüce Ragnar’a emir mi veriyorsun?” sesi fısıltı şeklindeydi ama o kadar gürdü ki, tüm insanlar nefesini tutmuş ona bakıyordu. Sesi çok ürkütücü çıkıyordu. Ragnar sessizliği ile Leah ise sesiyle korkutuyordu. Öne doğru bir adım attığımda “Çünkü bir suç işlendiyse, suçu işleyen ceza almalı. Değil mi?” Ragnar kılıcını indirdiğinde dudağının köşesi kıvrıldı. Magnus kafasını iki yana salladı. Bunu yapmam hoşuna gitmemişti. Arthur ise şok ve korku içinde bana bakıyordu. “Söyle bakalım, asıl suçlu kim?” dediğinde omuzlarımı dikleştirip “Benim.” dedim. Magnus için kendimi tehlikeye attığıma inanamıyordum. Neden bunu yaptığımı da bilmiyordum. Doğduğumdan beri kalbime hiçbir duygu uğramazken şu an merhamet hissediyordum. Her zaman aklımı kullanırdım ama şu an aklımı kullanamıyor, duygularıma yöneliyordum. Aptalcaydı. Babam bana “Bazen merhamet iyidir, her şey kötü olsa bile.” demişti. Sahi, merhamet hangi durumlarda iyiydi? Bir gücün varken mi? Eğer öyleyse benim bir gücüm yoktu. Ve şu an duygularımla hareket etmem aptal olmaktan başka bir şey değildi. “Senin olduğunu biliyorum, Anya. Lakin, sen bir suç işlerken bu suçun üstünü örten kişi Magnus’tu.” kafamı iki yana salladım. “Hayır, yanılıyorsunuz. Magnus beni cezalandırdı. Suçu örtse bile ceza verdi. Bu onu haksız yapmaz ki.” Elva’nın kaşları çatılmıştı. Bana o kadar öfkeli bakıyordu ki, öfkesi tüm Ravnoy’u ortadan ikiye yaracaktı sanki. “Demek öyle, ceza verdi.” Ragnar sessizleştiğinde Leah konuşmayı devraldı. “Magnus’un sana ceza vermesi, onun susmadığı anlamına gelmez. Ortada yanlış bir davranış varsa, ilk olarak bize gelmeliydi.” “Magnus’un ölmesi gerekiyor. Bu ikinci hatası, bizi ciddiye almadığını gösterir.” dediğinde dudaklarım aralandı. Ragnar tekrar Magnus’un arkasına gittiğinde kafamı yere eğdim ve gözlerimi kapattım. “Magnus’un tüm suçunu çekmeye razıyım.” dediğimd…