Giriş
Yazar: Tuğçe

Okumadan önce şarkıları açınız. Şarkı: Luca D'Alberto, "Wait For Me" Yıl 1855 Ocak ayının yakıcı soğuğu Rusya’yı dört bir yandan sarıyordu. Öyle soğuktu ki, kimse evlerinde bile ısınamıyordu. Artık ısınmak bir yana, kimse dışarı bile adımını atamıyordu. Herkes özgürlüğü özlemişti; bir yuvanın sıcaklığıysa artık sadece bir hatıraydı. Artık herkes kendini düşünür vaziyete gelmişti. Anne, baba, çocuklar... Hepsi tek tek ölüyordu. Ve bu bir hastalık yüzünden meydana geliyordu. Tanrının bile henüz almadığı canı, bir hastalık gözünü dahi kırpmadan alıyordu. İnsanlar korku doluydu, herkes sığınaklara kaçmış, akıllarını kaçırmamaya çalışıyordu. Artık devlet doğumu yasaklamıştı. Doğacak olan çocuğun bu cehenneme gözlerini açmasını istemiyorlardı. Ama biri bu yasağı çiğnemişti. Sofya Morozova Sofya, çok bilge ama sessiz bir kadındı. Oldukça da güzeldi. Kızıl saçları ve yeşil gözleri onu resmen büyülü kılıyordu. O kadar güzeldi ki, onu gören herkes iki defa dönüp bakardı. Adına şarkılar, şiirler yazılan Sofya Morozova, tek bir kişiye gönlünü kaptırmıştı. Aşkı böylesine derin ve tutkulu hissettiren o adama: Ivan Morozov. Ivan ve Sofya, bir bebek sahibi olmak istiyorlardı. Sofya, anne olmayı o kadar çok istiyordu ki, yasakları çiğneyecek kadar da gözü karaydı. Hem bunu çok istiyor hem de korkuyordu. Böylesine bir felaketin ortasına çocuk doğurmak, onun için kâbustu. Ama Sofya biliyordu. Doğacak olan çocuğu farklıydı. Bütün bunlara başkaldırıp, savaşacak kadar güçlü bir çocuk olacaktı. Bunu biliyordu çünkü görmüştü. Rüyasında görmüştü. Sofya gördüğü bütün rüyaları tek tek resmetmişti. Sofya biliyordu, Beyaz Ateş onu almayacaktı. Doğacak olan bebek öyle bir şey olacaktı ki, çoğu kişi ondan korkarken çoğu kişi ona saygı duyacaktı. Onun yolundan gidenler; özgürlüğü, iradeyi ve cesareti; Gitmeyenler ise; itaatsizliği, korkuyu ve acıyı göreceklerdi. Sofya akıldı, Ivan ise kalp. Ve doğacak bebeğin hangisini baskın bir şekilde kullanacağını zaman gösterecekti. Aklını seçerse; temkinli ve şüpheci yaklaşacaktı. Eğer kalbini seçerse, duygularının esiri olup, merhametine yenilecekti. Kar öylesine kudretli bir şekilde yağıyordu ki, sanki olacakları haykırıyor, doğacak olan bebeği müjdeliyordu. Sofya sığınağın gizli bir yerinde yanında Ivan’laydı. Sofya yere yatmış, bebeğini doğurmaya çalışıyordu. Kimseyi yardım etmeleri için çağıramazlardı çünkü yasaktı. Bir canlının dünyaya geleceğini bilselerdi bu kulaktan kulağa yayılırdı. O zaman devlet bebeği alırdı. Şarkı: Witchsnook, Runes of Memory Doğumu tek aşkı, Ivan gerçekleştirecekti. Ivan her ne kadar duygularıyla hareket etse de soğukkanlılığını koruyordu. Hem korkuyor hem de oldukça heyecanlıydı. Sevdiği, kendini Sofya’ya adayacak kadar gözünü kararttığı kadından bir bebeği olacaktı. Sofya acılar içinde ıkınırken ter içinde kalmıştı. Bir eliyle karnına dokunuyor, diğer eliyle Ivan’ın kolunu sıkıyordu. Ivan, Sofya’yı bu hâlde gördüğü için içi parçalanıyordu. Sanki Ivan ve Sofya birdi, birinin canı yanarsa diğerinin de yanıyordu. Sofya tekrar ıkındığında gözünden yaşlar gelmeye başlamıştı. Sofya derin bir nefes aldı ve titreyen sesi ile “Ivan,” dedi. Ivan ise korkuyla Sofya’ya bakıyordu. “Sofya’m, söyle benim Lotus’um.” Lotus, kirlerinden arınan bir çiçekti. Ne kadar bataklığa, çamura gömülürse gömülsün lotus her zaman parlayacaktı. Sofya’nın gözünden bir yaş daha aktı. “Ivan, ben yapamayacağım sanırım.” dedi. Ivan kafasını iki yana salladı ve eğilip karısı, Sofya’nın alnından öptü. “Bir kere daha dene Sofya’m.” dedi olacaklardan habersiz. Sofya tekrar ıkınmadan önce Ivan’ın gözlerinin içine baktı. Elini Ivan’ın yanağına götürdü ve yeni çıkmaya başlamış sakalını okşadı. “Seni çok seviyorum Ivan.” dedi ve buruk bir şekilde gülümsedi. Ivan, yanağındaki Sofya’nın eline yüzünü yerleştirdi. “Ben de seni çok seviyorum Lotus’um.” dedi. Sofya’nın gözünden bir yaş daha düştü. “Ivan,” gözlerinden art arda yaşlar süzülürken boğazının düğümünü açmakta zorlanıyordu. Artık Ivan da farkındaydı. Kötü şeyler olacaktı. Iv…