°Bölüm 4°
Yazar: Efli

Sabah, gece beni yatağa götürenin Yiğit olduğunu bilmenin mutluluğu ve dokunduğunu hissettiğim o yerlerdeki kıpırtıyla uyandım. Hızlıca yataktan kalkıp üstümü değiştirdim. Lavaboya gidip makyajımı yapınca odaya geri gidip çantamı aldım. Okula erkenden gitmem gerekiyordu, çünkü bugün büyük gündü. Bugün yapılacak sınavda kazanan üç kişiye dört kişilik bir bungalovda beş günlük bir tatil vardı. Evet, biz beş kişi olabiliriz ama ben iki kişilik yatakta keyif sürerken Can ve Yiğit koltukta yatabilirdi. Ama şezlongda yatmak isterlerse ona da hayır demem. Can'ı havuzda boğma isteğim büyürken odadan çıktım. Anahtarımı alıp kapıdan çıkarken Yiğit beni durdurdu. "Senin okulun öğlen başlamıyor mu bugün? Ne bu acele, sabah sekizde?" Kolunun altından çıkıp "Okula gidip Damla'yla sınava çalışacağız." dedim. "Gel önce bir şeyler ye, sonra ben seni bırakırım okula, aç karna kafan çalışmaz." "Niye, ben mal mıyım da çalışmasın kafam?" "Lafın gelişi dedim, Masal Kız." Kapıyı kapatıp çantamı kenara bıraktım. "Madem ısrar ediyorsun," dedim alımlı bir şekilde. "O zaman bende seni kırmıyorum." "Bak bak, hiç de kırmazmış kimseleri." "Kimseleri değil," dedim aynı alımlılık ve cilveyle. "Sadece sizi, ablamı ve seni." "İkizlere elin armut mu topluyor?" "Armut falan toplayamam ben, manikürüm bozulur." Bu seferse küçük bir çocuktan farkım yoktu. Yüzündeki sırıtışla arkasını dönüp mutfak tezgâhına ilerledi ve bir şeyler hazırlamaya koyuldu. *** Motordan indiğimde yanağına küçük bir öpücük kondurduğumda arkamı dönüp okula yürümeye başladım. Kahvaltıda bana yulaf hazırlamıştı. Diğer yemeklere göre daha çok severdim yulafı, çünkü yulaf yediğim günlerde beni yemek yemeye diğer günlere göre daha az zorlarlardı. Ama bir yulafında sabahki mutluluğumu bu kadar fazla arttıracağını bilemezdim. Bir şey yemeyeceğim için olan bir mutluluk değildi bu, nedenini bilmediğim, çok farklı bir şeydi. Aşk işte! Saçmalamayı keser misin? Bir gün bunun aşk olduğunu anlayacaksın... O zaman ne yapacaksın, yine gülerek duymamı mı engelleyeceksin? Hayır, bir kenara oturup öpüşmenizi izleyeceğim. Öyle bir şey olmayacak, unut bunu! Sadece öpüşmekle yetinmem diyorsan başka şeyler de yapabilirsiniz. Senin kapatma tuşun yok mu? "Masal!" Arkamdan gelen sesle o tarafa döndüğümde gelenin Damla olduğunu gördüm. Koşup sıkıca sarıldığında onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. İtmeye çalıştıkça daha sıkı sarılınca "Sülük müsün kızım sen?" diye bağırdım. Yanağıma sulu bir öpücük kondurup bir adım geri çekildi. "Eee..." dedi müjdeli bir haberi bekliyormuş gibi. "Ne, eee?" "Anlatmayacak mısın?" "Neyi anlatmayacak mışım?" "Senin anlatacağın falan yok, ben direk diyorum!" dedi sinirli bir şekilde. Sonra tekrar müjdeli bir haberden bahseder gibi yaparak "Yiğit'le aranızda ne olduğundan bahsetmeyecek misin?" dedi. "Nereden anladın?" dedim onun bu haline uyarak. "Kızım aranızda bir şey olduğunu uzaylılar bile anlamıştır. Ama bir şey diyeyim mi? Çok yakışıyorsunuz." "Öyle mi diyorsun?" dedim harfleri uzatarak. "O zaman çok yazık olacak, çünkü aramızda düşündüğün gibi bir şey yok." Nasıl yok? "Nasıl yok?" "Bayağı yok." Bu cevabım, hem kafamın içindeki sesin hem de Damla'nın aynı anda söylediklerine bir cevap oldu. *** Saatler boyunca süren çalışmalarımızın sonunda sınava girmiştik. Sınav kâğıtları verildikten sonra hoca başlayabileceğimizi söyledi ve herkes sınava başladı. Sınav konuları önceden verilmişti, o yüzden rahattım. Ama kâğıda bakmamla tüm o rahatlığım kuş olup uçmuştu. Biz, yüz soruluk bir sınav olacağını sanırken önümde bir sayfanın tamamını kaplayan bir soru vardı ve arkasına da çözümünü istiyordu. Normalde sorular hakkında hiçbir bilgi verilmezken bu sefer konulara kadar verilmesinden anlamalıydım bu işte bir şey olduğunu… "Hayır..." diye sessiz bir inilti döküldü dudaklarımdan. Soruyu oku bir önce. Belki ben bilirim. "Sen nasıl bileceksin?" diye fısıldadım içimdeki acı ve hayal kırıklığını bastıramayarak. Sen bir bak, belki bildiğin bir şeydir. Umarım… Kâğıdı elime aldım. Titreyen elleriml…