°Bölüm 3°
Yazar: Efli

Naz heyecanla ellerini çırparak "Sana her şeyi anlatmak için sabırsızlanıyorum" dedi. Ablamı ittirerek arabadan çıktığında arkasından Can çıktı. Yiğit de arabadan çıkıp kilitlediğinde içeri girdik. İçeriye girdiğimizde Naz'a dönüp "Nerden başlıyoruz?" dedim. "Burası değil, seni gizli yerimize götüreceğim. Bu bilgileri kimden ve nereden aldın bilmiyorum ama eksik bilgi almışsın. Burası gerçekten spor salonu." Odanın bir köşesi bilgisayarlarla doluydu. Orayı göstererek “Burada Can’ın ıvır zıvırları var.” dedi. Bir köşesinde köşe koltuğu, koltuğun önünde bir sehpa ve yine koltuğun yanında bir mini buzdolabı vardı. “Burası dinlenme yeri, mini bir buzdolabımız bile var.” Bir diğer köşede köşenin bir duvarında kum torbaları, diğer duvarda boks eldivenleri falan, önündeyse bir adet ring vardı. “Burada da çok sevgili ablanla Yiğit birbirini pataklıyor.” Son köşede ise yine bir duvarında silahlar, diğer duvarı ise yaklaşık elli metre içe oyuktu ve sonunda ise hedef tahtaları vardı. "Burası da benim bebeklerimin, güzel silahlarımın olduğu yer." dediğinde diğer şeylerden bahsederken somurtan suratı bir anda ışık saçmaya başladı. Ablam yanıma gelip elini omzuma koyduğunda Naz’ın dinlenme yerin yanındaki kapıyı göstererek "Burası lavabo," dedi. Sonra onun tam karşısındaki kapıyı göstererek "Burası da giyinme odası." dedi. Tam giyinme odasına gidiyordum ki Yiğit tulumumun askısından tutup havaya kaldırınca ayaklarım yerde sallanmaya başladı. "Buraya sana eğitim vermeye geldik, hatta bunu sen söyleniştin, kıyafet denetmeye değil." Dilimi çıkarıp hafifçe kendimi sallandırdığımda beni bıraktı ve diğerlerine baktı. "İlk kim başlamak ister?" "Bilgisayar şeylerini öğrenmek istemiyorum, ayrıca gerek de yok bence." Can onay verir gibi başını salladığında Yiğit de başını salladı. Ablam "O zaman ilk biz başlayalım mı, Yiğit?" dediğinde Yiğit tekrar başını salladı. Naz'ın suratı düşünce "Merak etme," dedim. "Olabildiğince kısa tutup hemen senin yanına geleceğim." Bana sıkıca sarıldığında "İşte seni bu yüzden seviyorum." dedi. "Ne yani, o kadar mükemmel yanlarımın arasından bir bunu mu seviyorsun?" Hepimiz gülmeye başladığımızda Naz'ı bırakıp dövüş aletlerinin orada duran ablamla Yiğit'in yanına gittim. *** Bunu neden yapıyorsun, diye sordum kafamdaki sese. Öğretiyorum, senin istediğinde öğrenmek değil miydi? Evet, ama onların öğretmesiydi, senin değil. Şimdi onların sesini bile duyamıyorum. Belli etmemeye çalışsam da kimsenin sesini duyamıyordum, sadece kafamdaki sesi duyabiliyordum. "Bu kadar yetenekli olduğunu bilmiyordum, Masal Kız. Yoksa sende bizden gizli eğitim mi alıyordun?" diyen Yiğit'in sesini duyduğumda sevinçten çığlık atmak istesem de yapmadım. Hızlıca kendimi toparlayıp "Ben her konuda mükemmelim, şekerim." dedim. "Madem öyle, bakalım silah kullanmada da bu kadar iyi misin?" Yardım edecek misin? Ses gelmedi. Hey, sana diyorum. Yardım edecek misin? Konuşmamı istemiyordun hani, fikrini ne değiştirdi? Konuşmanı istemiyor değilim, sadece onları duymamı engelleme. Bakarız. Teşekkürler. Peki yardım edecek misin? Bakarız. Sürekli bakarız demeyi keser misin? Bakarız. *** Bu sefer hem kafamdaki sesi hem de diğerlerini duymuştum. Son atışı da yapıp namlunun ucunu Yiğit'in kalbine dayadım. "Seni kalbinden vurup kendi Masal'ıma çalacağım, yakışıklı." "İkinci vurgununu dört gözle bekliyor olacağım, güzel kız." dedi ve namluyu kaldırmadan göğsünün diğer tarafına sürükledi. "Ama dikkat et, kalbim sağda değil, solda, tıpkı diğer her insanda olduğu gibi." İkinci vurgununu, dedi! Yani? Salak mısın kızım sen, kalbine vurgun yaptığımızı söylüyor. Bak bininci kez söylüyorum, BU ADAM BİZE AŞIK! Yok öyle bir şey. Silahı geri yerine koyduğumda "Ben çok açım." dedi Can. "Bu yalancı bizi yemek yemeğe gideceğiz diye kandırdı ama ortada yemek falan yok." "Abla bu gıcık bana yalancı dedi." "Naz bu yalancı bana gıcık dedi. Ona gıcık olmadığımı asıl gıcığın o olduğunu söyle kardeşim." Hepimiz güldükten sonra Yiğit telefonunu açıp bir şeylere baktıktan sonra "O zaman…