Üçüncü Bölüm
Yazar: Merve Akyüz

HAREKAT ADI : AVCI KAPANI Orman masallarını bilir misiniz? Kralın Aslan, bilge kişinin kaplumbağa ya da baykuş olduğu masalları… Ya yılan hilelidir ya sırtlan. Belki çakal bir ihtimal karga. Bu bir masal değil, bu bir savaş. Orman kurallarının olduğu topraklarda, istikrarsızlığın hükmünde doğan boşlukların her birinde bir hileli uyuyor, yüzlerinde dostane maskeler ile… Şimdi hepsi bir araya geldi, aslanı tuzağa düşürmek için bekliyorlar. 4 YIL ÖNCE KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI / ANKARA General Ergin Mete bugün yüksek kurulun imzasıyla Orgeneralliğe getirilmiş, ona üç kutsal emanet her törende yapıldığı gibi usül erkan ile teslim edilmişti. Biri Al Bayrak, yani vatan Diğeri göğsündeki her bir madalyon, hizmet nişanları, görev brövesi ile yani şeref ve bir diğeri hemen yanında dalgalanan sancak… Kışlanın geniş tören alanında sabahın erken saatlerinde karaya hâkim hafif sis hala kalkmamıştı. Bulutsuz gök, General Ergin Mete’nin griye çalan mavi gözleri kadar soğuk ve kararlı hissettiriyordu. Tören yeni Genel Kurmay başkanının görevini bir önceki başkandan teslim alması ve ardından yaptığı konuşmasıyla başlamıştı. Herkes resmi üniformalarının içinde onlara biçilen görevi yerine getirmek üzere kışlada hazır oldaydılar. Piyade geçişinin ardından yüksek protokollerin takdirnameleri alındı. Denizinden havasına, havasından karasına tüm yüksek rütbeli komutanlar tek tek tekbir verdiler. Tören en başından sonuna bir saate yakın sürdükten sonra sona ermişti. Tüm bu alışagelmiş gelenekler yerine getirildikten sonra Ergin Mete’nin emanet aldığı bambaşka bir şey vardı. Albaylığından, Generalliğine kadar yürüttüğü gizli görevi şimdi askerleriyle birlikte çok dallı son bir altın vuruşla tamamlamalılardı. O görev ki onun bu vatana son borcuydu… Ülke istikbalinin yüzyılındayken, bekası bambaşka bir tehditle burun burunaydı. Sinsi bir yapılanmanın olabilecek en aşağılık şekillerinden birisi, kendi sınırının az ötesinde iç karmaşayla buhrana düşmüş başka topraklarda baş göstermişti. Hali hazırda mücadele verilerek alt edilen örgütlerin dışında bambaşka bir sistem, kurak toprakların altında ince ince işlenerek büyük bir tehdit halini alacakken Türk gizli istihbaratı sayesinde yapı uzun zamandır yol alamıyordu. Öyle ki, bu yapının dostumuz görünen yabancı kuvvetlerden destek aldığı da istihbarat teşkilatının kuvvetli şüphelerinden birisiydi. Tam da bu yüzden General bu operasyonu bütün gizliliği ile rahatça yürütebilmesi için Orgeneralliğe terfi ettirilmişti. Sınır ötesinde örülen tuzağın kendi topraklarımıza kadar uzandığı ve istedikleri büyümeyi yakalamak için karmaşa içindeki toprakları daha büyük bir kaosa sürüklemek adına kendi kurdukları örgütlerle bu zamana kadar Türk askerlerine hedef şaşırttıklarını düşünen yapılanmanın en derinlerine inmeli ve ülke bekası için bir an önce onları kendi topraklarımızda da sızdıkları deliklerden çıkarıp yok edilmeleri gerekmekteydi. Tam da bu yüzden başkan daha kuleli de öğrenci iken seçip yetiştirdiği ve onları sınamak için tüm ateş hatlarına tereddütsüz görevlendirdiği Sarsılmazlara bugün teşkilatın gizli kapılarını ardına kadar açmış, devletin tüm imkanlarını da bu time sorgu sual gözetmeksizin seferber etme emri çoktan verilmişti. Yüzbaşı Yıldırım, yanındaki dört askerle birlikte ona bugün kışlanın girişinde kapalı zarfta verilen koordinatı takip ediyordu. Komutanlık bir ana iki yan üç bağımsız binadan oluşuyordu. Elindeki krokiye göre ana binaya bağlı deponun birinin içinden aşağı inen bir merdiven vardı. Issız ve köhne depoya geldiklerinde etrafta kimse yoktu. Yüzbaşının ve bir kıdemli iki üst teğmenin formalarının göğüslerindeki nişanlar karanlıkta bile parlıyordu. Kıdemli üsteğmen olan Yavuz o keskin koyu gözleriyle etrafına şöyle bir baktı. Her yer toz ve örümcek ağı içindeydi. Diğerlerinin Yıldırım Yüzbaşı2na sormaya cesaret edemediği kelimeleri sessiz ama tok sesiyle mırıldandı. “Komutanım, emin miyiz?” Yüzbaşı elindeki küçük krokiyi Serdar’a uzattı ve bir açıklama yapmaya gerek dahi duymadan cebin…