1. Bölüm
Yazar: Meray Alen

"Sevince insan Kendi kalbini başkasına emanet edermiş Ve o emanet geri gelince Daha çok büyürmüş içinde" 🌷 Arife Naz Özdemir: İspanya'nın sıcağı esmer tenimi yakarken yeni bir yangın haberiyle oradan oraya koşturuyordum. Gazeteci olmak yaşadığım yerde çok zordu. Ama böyle olmasını ben istemiştim. Kendi ülkem dışında birçok ülkede çalışmıştım, şimdi ise görevimi İspanya'da sürdürüyordum. Burası anlatıldığı kadar güzel bir yerdi. Yangın hakkında tüm bilgileri toplamakla meşgulken bir yandan da notlarımı telefonuma kaydediyordum. Daha sonra hepsini düzenleyip köşe yazılarıma ya da haber kanallarına ulaştıracaktım. Yetkililerden birinin elime tutuşturduğu kaskı kafama geçirdim. Etrafa göz gezdirdim; yangın gitgide büyüyordu. Elimde tuttuğum tablete bunu da not aldıktan sonra arkamda duran editöre baktım. Burada pek fazla işim kalmamıştı. Telefonumun ekranındaki yansımama baktığımda siyah duman islerinin yüzüme bulaştığını gördüm. Arama kurtarma ekiplerinin yangından çıkardığı köpeği fark edince sağlık ekiplerinin bulunduğu noktaya doğru ilerledim. Sağlık ekipleri ve veterinerler köpeğin durumunu kontrol ediyordu. Kıvırcık tüyleri olan köpeğe dikkatlice baktım. Çok sevimli görünüyordu. Sarı tüyleri siyah islerle kaplanmıştı. "Benim yerime bunları not al." Tableti editöre verdikten sonra veteriner hekimin yanına gittim. İki veteriner vardı ve ikisi de oldukça yorgun görünüyordu. Dün geceden beri hayvanların her biriyle tek tek ilgileniyorlardı. Üzerimdeki "Journalist" yazısını gördüklerinde zor da olsa gülümsemeye çalıştılar. "İyi olduğumuz tartışılır," dedi kadın veteriner. "Siz nasılsınız?" Buradaki insanların aksanı Türkiye'de duyduklarımdan çok farklıydı. Bu yüzden kelimeleri zihnimde tek tek çevirmeye çalışırken zorlanıyordum. İngilizce biliyor olsam bile burası benim ana vatanım değildi. "İyi olmaya çalışıyorum." Dudaklarım hafifçe yukarı kıvrıldı. Etraf yangın yeriyken hangimiz gerçekten iyi olabilirdik ki? Sonra karavanın basamağında yatan küçük köpeğe baktım. "Peki ya o? İyi mi?" Kadın veteriner başını sallayınca içimi bir rahatlama kapladı. Bu kez dudaklarımda gerçekten içten bir gülümseme oluştu. Yanına gidip sarı tüylerini sevmek istedim ama vazgeçtim. Veteriner elindeki iğneyle ona yaklaşırken köpeği daha fazla korkutmamak için dışarı çıktım. Artık alınabilecek temiz bir nefes bile kalmamıştı. Her yer dumanla kaplanmıştı. Ülkenin dört bir yanı yanıyordu. Halk söndürme çalışmalarına yardım etmek için gelmişti fakat yetkililerin çoğu ortada yoktu. Arama kurtarma çalışmalarını bile gönüllüler yürütüyordu. Uzaktan yükselen alevlere baktım. Gökyüzü turuncu ve siyah renklerin arasında kaybolmuştu. İnsanlar koşuşturuyor, siren sesleri bir an olsun susmuyordu. Buna rağmen herkes elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Telefonumu cebimden çıkardım. Birkaç dakika önce devlet kanalının yaptığı yayını açtım. "Yangın büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır. Tüm müdahale ekipleri sahada çalışmalarını sürdürmektedir." Başımı kaldırıp önümdeki manzaraya baktım. Kontrol altında mı? İnsanlar kovalarla su taşıyordu. Gönüllüler yanmış ağaçların arasında kayıp hayvanları arıyordu. Veterinerler saatlerdir durmadan çalışıyordu. Buna rağmen devlet ekiplerinden neredeyse kimse görünmüyordu. Parmaklarım ekranın üzerinde hızla hareket etmeye başladı. "Resmî açıklamaların aksine yangın bölgesinde yeterli müdahale bulunmuyor. Söndürme çalışmalarının büyük bölümü gönüllüler tarafından yürütülüyor. Bölge halkı yardım beklerken yetkililerin yokluğu dikkat çekiyor." Bir an duraksadım. Bu cümleleri yayımladığım anda başıma iş açılacağını biliyordum. Ama etrafımdaki insanlar nefes almakta zorlanırken sessiz kalmak da bir seçenek değildi. 'Gönder' tuşuna bastım. Ekranda kısa bir yükleme işareti belirdi. Sonra telefonuma kırmızı bir bildirim düştü. "Bu içerik kamu güvenliği politikalarına aykırı bulunmuştur." Kaşlarım çatıldı. Haberi daha yayımlayamadan sansürlemişlerdi. Hemen yeni bir gönderi atmalıydım. Ama bu defa uzun uzun yazmalıydım, her ne kadar haber…