BERDELİN KADERİ

BÖLÜM 5: DÜĞÜN ALIŞVERİŞİ

Yazar:

BERDELİN KADERİ – Mira Sezgin kitap kapağı
BERDELİN KADERİ – Mira Sezgin kitap kapağı

Yeni bölüm geldi... Keyifli okumalar dilerim... Kader, insanın peşinden usulca yürüyen bir gölge gibidir. Ne zaman durursan, o da durur. Ne zaman kaçmaya kalkarsan, adımlarını senden önce atar. Yolunu seçtiğini sanırsın ama aslında çoktan çizilmiş bir patikada yürüyorsundur. Kimi zaman sessizce kabullenirsin, kimi zaman da onunla mücadele edersin. Ama gerçek değişmez: Kader seni eninde sonunda kendine döndürür. Gözlerimi açtığımda, odanın serin taş duvarları hâlâ geceden kalan bir durgunluk taşıyordu. Sabahın ilk ışıkları, ince perdeyi usulca aydınlatırken içeride hafif bir sessizlik hâkimdi. Birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldım, sanki uyandığım bu anın içinde saklı bir anlamı çözmeye çalışıyormuşum gibi. Bugün, kaderin bana yazdığı bir satırı daha yaşayacaktım. İsteyerek mi, yoksa sadece alışkanlıkla mı ilerliyordum, bilmiyordum. Ama dışarıdaki sesler, hayatın durmadığını; benim de onunla birlikte akmaya mecbur olduğumu hatırlatıyordu. Kapıya hafif bir vurma sesi duyuldu. Ardından, ahşap kapının menteşeleri hafifçe gıcırdadı ve annemin yüzü kapının aralığından göründü. “Zümrüt, uyandın mı kızım?” Sesindeki yumuşaklık, telaşsız ama içten bir dokunuşla sabahın havasına karıştı. “Uyandım anne.” Annem içeri adım attı. Gözlerim onun yüzündeki ifadeyi incelerken birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. Üzerindeki ince şalın ucunu düzeltti, sonra yatağımın kenarına oturdu. “Kendini nasıl hissediyorsun? Gece rahat uyuyabildin mi?” Başımı hafifçe salladım. “Fena değildi.” Annem bir an duraksadı. Gözlerinde tanıdık bir ifade vardı: Şefkatle karışan hafif bir düşüncelilik. "İyi bakalım… Hadi hazırlan, kahvaltıya gel." Birkaç saniye duraksadı, sonra ekledi: "Azade Hanım aradı. İki saate kadar çarşıda bizi bekliyor olacak." Sözleri odanın içinde sakince dağıldı. İçimde belirsiz bir his kıpırdanıyordu. Başımı olumlu anlamda salladım. Annem, saçlarımın üzerine nazik bir öpücük kondurdu, ardından eliyle yanaklarımı hafifçe okşadı. Kapıya yönelirken bir an durdu, sanki söylemek istediği başka bir şey varmış gibi. Ama sadece gülümsedi. Annem odadan çıkınca yatağımda birkaç dakika daha kaldım. Gözlerimi tavana dikmiş, dün yaşananları düşünüyordum. Dün sabah Yiğit’le kahvaltı yapmıştık. Konuşmalarımız doğal ama fark edilir şekilde farklıydı. Her kelimenin içinde yeni bir anlam arıyormuş gibi hissetmiştim. Kahvaltının ardından beni eve bırakırken, arabada birkaç kez konuşmayı başlatıp duraksamıştık. Eve döndükten kısa bir süre sonra, telefonumu elime aldığımda birkaç cevapsız çağrı dikkatimi çekti: Aslı. Hemen geri aradım. İkinci çalışta açtı, sesi hızlı ve merak doluydu. "Zümrüt! Bana neler olduğunu anlatır mısın, yoksa Mardin’e kadar gelip bizzat seni sorgulamam mı gerekiyor?" Derin bir nefes aldım. "Aslı… Evleniyorum." Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Aslı’nın sesi patladı: "Ne?! Sen ciddi misin? Nasıl yani, ne zaman, kiminle?" Başımı hafifçe eğdim, içimdeki düşünceleri toparlamaya çalışarak konuştum. "Bilmiyorum, her şey çok hızlı oldu." Ona evliliğin nasıl geliştiğini, Yiğit’le yaptığım kahvaltıyı anlattım. Sesimin tonu değiştikçe, Aslı’nın tepkileri de aynı şekilde değişiyordu. Bazen şaşkın, bazen düşünceli. Sonunda büyük bir sessizlik oldu. Aslı derin bir nefes aldı ve beklenmedik bir şekilde konuştu: "Tamam. Hastaneden izin alıyorum ve geliyorum. Bensiz evlenmene izin veremem." Bir an duraksadım, sonra gözlerimi yavaşça kapatıp içimde beliren sıcaklığı hissettim. "Gerçekten geliyorsun, değil mi?" Sesimde belli belirsiz bir heyecan vardı. Aslı’nın burada olması, her şeyi biraz daha kolaylaştırabilirdi. "Tabii ki geliyorum! Hem ne yapacağımı sanıyorsun? Seni yalnız bırakacak değilim." Gözlerim istemsizce güldü. Aslı’nın bu tavrını hep sevmiştim. Ne olursa olsun, hep burada olurdu. Sonra sesi daha yumuşak ve meraklı bir tona büründü: "Peki, Yiğit nasıl biri?" Bir an duraksadım. Yiğit’in yüzü gözümün önüne geldi. Keskin hatları vardı; fazla düzgün, fazla kusursuz… Ama en çok gözleri dikkat çekiyordu. O bakışlar… Sanki bir şey söylemeden bile h…

Bölümün tamamını WritePad'de oku