7.Bölüm: "İnanıyorum"
Yazar: Elif Yavuz

Keyifli okumalar.. 7.Bölüm: "İnanıyorum" Adımı ilk defa söylediğin o anı hiç unutmayacağım Bana ilk kez gülüşünü hele İlk sarılışını mesela Ben seni ölsem unutmayacağım Daha senle yaşanacak ne varsa Sonsuzluğa ayırdım ben, sakladım yıldızların arasına Bir yerde okumuştum; Bir dağın tepesine çıkıp bağırdığınızı düşünün. O dağın tepesinde bağırırken ağzınızdan çıkan sözler dağın yamaçlarına çarparak size geri döner yani sözleriniz yankı ile tekrarlanır. Hayat da öyledir işte. Sen hayata ne verirsen hayat da karşılık olarak sana aynısını verir. Sen hayata hoşgörü, saygı, sevgi verirsen hayattan da saygı, sevgi, hoşgörü alırsın. Ben Eymen'e sevgimi cömertçe sunarsam o da bana sevgi verir miydi? Versin istiyordum. Beni çok değil azıcık da olsa sevsin istiyordum. Biliyordum onun içinde insanlara karşı sevgi olduğunu lâkin o bu sevgisini öfkesinin ardına gizliyordu. Belki daha güçlü görünmek istiyordu, yahut kimse ona acısın istemiyordu. Bu hastalık neden bir başkasını değil de beni buldu diye düşünüyordur. O yüreğinde beslediği sevgiyi içindeki gizli bir sandığa kilitlemiş etrafını öfke dikenleriyle sarmıştı. Ben o dikenlerin üzerinde yürümeye başlamıştım o odaya adımımı attığım gün. Dikenler ayağıma batacak, canımı yakacaktı ama ben yürümeye devam edecektim. O sevgiye ulaşana dek. Onun sevgisini kazanana dek. Bu gün değil ama elbet birgün... Nisan yağmurunun damlaları camıma düşüyordu pıt pıt. Bu görsel şöleni izlerken Eymen de her zamanki gibi zihnimde geziniyordu. Söylediği sözler aklıma örülürken ilmek ilmek yüklediği anlamlar ise sonbahar yaprakları gibi yüreğime düşüyordu tek tek. Oysaki sıcacık bir gülüşü, umut dolu bakışları süpürüp atmaz mıydı o sözlerin yazılı olduğu kuru yaprakları? Getirmez miydi içimin diyarlarına baharı? Kahvemden bir yudum daha alacağım sırada odamın kapısı alçak bir tınıda çalınınca omzumun üstünden kapıya doğru bakıp "Gir" dedim kapının arkasındaki kişinin beni duyacağı bir tonda. Oturduğum sandalyede zemine bastığım ayaklarımı karnıma doğru çekerken kapım açıldı ve aynı şekilde geri kapatıldı. "Bitirdin mi proje ödevini yavrum?" Diyen anneme baktım yorgun gözlerle. Yanıma gelmiş saçlarımı okşarken uykumun daha çabuk gelmesine olanak sağlamıştı. Kafamı belli belirsiz salladım. "Bitti sayılır annecim. Son rötuşları kaldı." "Gözlerin uyku diye bağırıyor kızım. Uyu artık. Sersem tavuk gibi gezersin valla ortalıkta sabah." Annemin benzetmesine gülerken "Tamam Nermin hatun uyurum şimdi." Sesim onu tatmin ederken kafasını salladı. Daha sonra eğilerek saçıma bir öpücük kondururken saç tellerimin uçlarına kadar şefkatini cömertçe bulaştırmıştı. "Mis kokulum benim." Diyerek geri çekildi. Ruhum doydu be kadın. "İyi geceler." Diyerek odadan çıkacağı sırada "Anne!" Diyerek durdurdum onu. Yüzünü tekrar bana döndü ve ifadesindeki saf merakla tekrar bana doğru gelirken sandalyemi hareket ettirerek iyice ona döndüm ben de. O da bakışlarımdan önemli bir konu konuşacağımı düşünmüş olacak ki başka bir sandalye çekip karşıma oturdu. Ellerimi elleri arasına alırken "Söyle kuzum." Dedi. Bir an bakışlarım pencereye kaydı ama bu uzun sürmedi. "Anne?" Dedim söyleyeceğim şeyi zihnimde tartarken. "Bir insan sen ne yaparsan, nasıl davranırsan seni sever?" Diye sordum sorduğum sorunun büyük anlamlar barındırdığını bile bile. "Bir insanın seni sevmesi için çabalarken kendin olmaktan uzaklaşıp olmadığın gibi görünmeye çalışmazsan o seni sevecektir." "Ya sevmezse?" Dedim. Umutsuzluğun gölgesini sözlerim üzerine düşürmüştüm ne yazık ki. "O da bir seçenektir elbette. Hayat zaten iki seçenek üzerine kuruludur. Seversin ya da sevmezsin. Sevilirsin ya da sevilmezsin. Başarırsın ya da başaramazsın. Kazanırsın yahut kaybedersin. Önemli olan inandığın şey uğruna savaşman ve pes etmemen güzel kızım." Söylediklerini büyük bir ciddiyetle dinlerken onu onaylayan bir biçimde kafamı salladım. Annem önünde duran bir nesneyi daha yeni fark etmiş gibi dikkatle bakarken yüzüme bu sorularımın sebebini soracağını anladım. Elini saçlarıma atıp "Didem…