35. Bölüm: “Ruhumun Anahtarı”
Yazar: Elif Yavuz

35. Bölüm: “Ruhumun Anahtarı” Gülüşünden güneş ışığı sızıyor kalbimin odalarına… Aşkın çok çetrefilli bir duygu olduğunu daha önce de söylemiştim. Âşık olduğunuz kişiyle ilk göz göze geldiğiniz an, siz farkına varmadan kalbinizde birçok duygu yer edinmeye başlar ve bu duygular bir araya gelerek bir aşk yumağını oluşturur. Evet, aşk yumağı… Hüznü, mutluluğu, öfkeyi, sevgiyi, heyecanı, özlemi, kızgınlığı, kırgınlığı barındıran kocaman, karmaşık bir yumak… Bu karmaşık yumağı çözmeye çalıştıkça ruhunuz, âşık olduğunuz kişinin ruhuna çoktan dolaşmış, düğüm olmuştur bile. Ne vakit bu noktaya gelmişsinizdir, bilemezsiniz. Belki bir anda, belki aylar hatta yıllar geçtikten sonra… Öyle işte… Aşkı sözler anlatmaz, hisler anlatır ve hisler yaşatır. Haaa, aşkı barındıran duygulardan bahsetmişken kıskançlığı da es geçmemek gerekir zira kıskançlık aşkın içindeki keskin duygulardandır. Aşkı yaşıyorsan kıskançlık olmazsa olmaz diyenlerdenim çünkü ben sevdiğimi kıskanırım. Bu kadar net. Küçükken babamı abimden kıskanırdım. Eee, bilirsiniz kızların ilk aşkı babalarıdır. Benim de ilk aşkım babamdı elbette. Dolayısıyla onu kıskanmak kaçınılmazdı ama zamanla, yani büyüdükçe babama olan kıskançlık duygumu törpüledim tabii. Babamdan sonra başka bir adamı daha kıskanmaya başladım. Elbette bu babamı kıskanmak gibi değil. Daha başka, daha özel… Ona olan kıskançlığımın dozunu kaçırmaktan korkuyorum ama bu duyguma da engel olamıyorum. Ben artık kalbimde hüküm süren hiçbir duyguya engel olamıyorum. İnsan kalbindeki duygulara pranga vurabilseydi eğer, tam anlamıyla insan olabilir miydi? Neyse, konumuza dönelim. Kıskançlık diyorduk değil mi? Onu kıskanıyordum. Onu Asuman’dan ve lisedeki diğer kızlardan, Aleyna’dan kıskanmıştım ve şimdi de adını bilmediğim bir kızdan kıskanıyordum. Kapının eşiğinde öylece durmuş, öfkesi dinmeyen gözlerle onları izliyordum ve arada kapının pervazına sinirle gömdüğüm tırnaklarımı aşağı doğru kaydırıyordum. Yarım olarak aralanmış olan kapıdan onları izliyordum ve onlar henüz benim varlığımın farkına varmamışlardı. “Ben bu eski Eymen’i o kadar çok özlemişim ki… Bunu bu odaya her geldiğimde yeniden hissediyorum.” Kız, tüy gibi yumuşacık sesiyle konuşurken sağ elini Eymen’in yanağına doğru tırmandırıp tenini okşadığında eş zamanlı olarak gözlerimi yumdum ve iki saniye kadar sonra tekrar açtım. Kızın kim olduğunu bilmesem bile Eymen’in beni aldatmayacağını biliyordum, ona güveniyordum ama kızın Eymen’e dokunmasına dayanamıyordum. Göğüs kafesimin arasındaki kalbim sıkıştıkça sıkışıyor, nefes almam zorlaşıyordu. Onları öylece izlemeye devam ederken Eymen ise kızın elini yanağından kaydırıp elleri arasına aldıktan sonra gülümsedi. Benim onun sadece bana böyle gülümsemesini istemem normal mi sizce? Zihnime doğan düşünceyle hafifçe omzumu silktim. Normal ya da değil, o sadece bana böyle baksın, o sadece bana böyle gülsün istiyorum. “Bir şey oldu ve sen eski Eymen’e dönüştün. Ben neyin seni bu kadar çok değiştirdiğini çok iyi biliyorum Eymen.” Kız tekrar konuştuğunda Eymen kafasını eğerek tekrar gülümsedi ve kafasındaki mavi bereyi kulaklarına doğru çekti. Sanki hissettiklerini saklamaya çalışır gibi bir hali vardı. Hayır, o hissettiklerini, düşündüklerini cesurca gösterebilen bir adamdı. Bu davranışı çok başkaydı. Hissettiklerini bir hazine gibi saklamaya çalışıyordu ve bu hislerin ne kadar özel olduğunu anlatıyordu davranışları. Bu hareketiyle öfkem denizdeki dalgaların durulması gibi durulmuştu zira onun eski Eymen’e dönüşmesinde payımın büyük olduğunu biliyordum. Yüzündeki gülüşünün zihnine ve en önemlisi kalbine çizdiği resmime ait olduğunu bildiğim gibi. “Biz de biliyoruz Tuğçe. Onu aşk değiştirdi.” Kulaklarıma dolan ikinci yabancı sesle irkildim ve gözlerim kocaman açıldı. Tuğçe dedi değil mi arkamdaki erkek sesin sahibi? Eymen’i kıskandığım kız onun kardeşi gibi gördüğü Tuğçe’ydi. Şaşkınlığım gözlerimdeki öfkeyi sıyırıp atarken Eymen ve Tuğçe kafalarını kapıya doğru çevirdi ve bakışları beni buldu. Eymen’in kahveleri zaten direk…