32. Bölüm: "Takvimler, Kilometreler"
Yazar: Elif Yavuz

32. Bölüm: Takvim Yaprakları ve Kilometreler Hiçbir şey yapmıyordu. Sadece yanımda uyuyordu ve ben dünyanın en mutlu ve şanslı insanı olduğumu düşünüyordum. Masmavi gökte parlayan güneş, üzerimize örtülen geceyi sıyırıp alalı çok olmamıştı lakin ben yine de kendiliğimden uyanmıştım. Çok huzurlu bir gece geçirmiştim. Zira ben ilk defa sevdiğim adamın yanında uyumuş ve gözlerimi sevdiğim adamın yanında açmıştım. Şu ana kadarki en huzurlu uykumdu benim için. Onun yanında geçirdiğim her saniye, onsuz geçirdiğim günlerin mükâfatıydı ve bundan sonra da ömrümün geri kalanında benimle beraber olacağına inancım ve umudum tamdı. Şu an sağ elimi, yarısı yastığa gömülü olan yüzümün altına koymuş, gözümü bile kırpmadan onu izliyordum. Gözlerim Eymen’in üzerinde usul usul geziniyordu. En sevdiğim şehrin sokaklarında şarkı söyleyerek yürüyordum sanki. Bir yanının üzerine yatmıştı ve güzel yüzü bana dönüktü. Üstümüzdeki beyaz pike sadece bacaklarımızı örtüyordu. Eymen sol kolunu bacağının üzerine uzatmıştı ve ince, uzun, kemikli parmakları hafif aralıktı. Sağ eli de yatağın üzerindeyken avuç içi tavana bakıyordu ve bu elinin de parmak araları hafifçe açıktı. Parmaklarımı parmaklarının arasından geçirip o aralıkları kapatmak istiyordum lakin bu hareketim onu uyandırır endişesiyle böyle bir şeye yeltenemiyordum bile. Uykusunu almış, bedeni tam olarak dinlenmiş bir biçimde uyanmasını istiyordum. Gözlerimi tutmak için delirdiğim elinden çekip yüzüne doğru tırmandırdım. Göz kapaklarını süsleyen koyu renk kirpiklerinin gölgelendiği göz altları ilk defa mor değil de normal rengindeydi. Bu durum dudağımın yanaklarıma doğru kıvrılmasını sağlarken gözlerimi dakikalardan sonra ilk kez kırpıştırdım ama bakışlarımı bir saniye bile ondan ayırmadım. Ona bakmadığım her saniye, ömrümden öylesine, anlamsız bir şekilde geçip giden zaman dilimiydi sadece. Onu izlemek ise paha biçilemezdi. Ona bakmak gökyüzüne bakmakla eş değerdi benim için. Çünkü ikisi de huzur demekti bana göre. Onu izlemeye devam ediyordum ve ona alışmama rağmen her baktığımda kalbim tatlı bir sızıyla kasılıyordu. Bunu da yüzüme yayılan sıcak bir gülümseme takip ediyordu. Bedenimden ruhuma akan bu güzel hisler, yanımda uyuyan bu adam sayesindeydi. Oysa ki hiçbir şey yapmıyordu. Sadece yanımda uyuyordu. Sadece yanımda uyuyarak bile beni çok mutlu ediyordu. Yüzümdeki gülümsemeyi silip dudaklarımı birbirine bastırırken Eymen’in kirpiklerinde bir hareketlenme fark ettim. Kirpikleri titrerken dudakları da hafiften kıpırdıyordu. Sanırım uyanıyordu artık… Ve uyandı. Güzel kahveleri yeşillerimin önüne serildi ve o bakış içime işlemeye başladı ilmek ilmek. İfadesiz bir şekilde gözlerime baktıktan sonra dudağının sol kenarı yukarı doğru kıvrıldı. Bunu diğer kenarı takip etti ve en sonunda yüzüne geniş, yumuşak bir gülümseme yayıldı. Dudaklarındaki gülüş benim de dudaklarıma sıçrarken, “Günaydın,” dedim kısık bir sesle. Yüzündeki gülümseme tatlı bir tebessüme dönüşürken gözlerini bir kere kırpıştırdı. Bakışlarını yüzümde gezdirdi bir müddet ve konuşmak için dudaklarını araladı. “Günüm gerçekten aydın.” Uykulu sesi kulaklarıma ulaştığında, dudaklarının arasından çıkan bu sözlerin sebebinin ben olduğumu anlamıştım ama anlamamış gibi yapacaktım. Canım sabah sabah şımarmak istedi, ne yapayım!? “Hmm,” diye bir mırıltı çıkardım. Uyku mahmuru gözlerle pür dikkat bana bakarken ne kadar tatlı göründüğünü de düşünmeyi ihmal etmedim tabii. “Ne demek istedin?” diye sordum saf ayağına yatarak. Gülmek için kıpırdayan dudaklarımı birbirine bastırdım. Bana, ‘Sen değişik misin?’ der gibi baktı ya da ben öyle algıladım, bilemedim şimdi. “Bal gibi de biliyorsun ne demek istediğimi. Saf ayaklarına yatma Didem. Yemiyorum, bilgin olsun.” Bu çocuktan da bir şey kaçmıyor valla. Omzumdan aşağı dökülen saçlarımı geriye doğru attıktan sonra kafamı yastığın biraz ilerisine götürdüm. “Biliyorum tabii, kaçar mı benden?” deyip göz kırptım. Eymen gülmeye benzer bir ses çıkarıp alt dudağını ısırdı. Bakışlarımı dudaklarına indirip orada…