28. Bölüm: “Saklanan Hazineler”
Yazar: Elif Yavuz

28. Bölüm: “Saklanan Hazineler” Seni seviyorum… Kimi insanlar bu iki kelimeyi söyleyemezler. Söylemek isterler belki ama dilleri dönmez. Zaten söylemek önemli değildir. Bana göre sevdiğini hissettirmek, söylemekten daha kıymetlidir. Mesela en basitinden, “Hava soğuk, dışarı çıkarken üzerini kalın giyin.” diyen biri çok seviyordur. Bir gün annemin canı kışın, gecenin bir vakti dondurma çekince babam hiç üşenmeden gidip dondurma almıştı. Bu da “Seni seviyorum.” demek değil midir? Eymen de dün ona onu sevdiğimi söylediğimde “Ben de seni seviyorum.” dememişti. Olsun. Demesin. Nasıl olsa beni sevdiğini hissettiriyor. Dili değil, gözleri konuşuyor. O, “Seni seviyorum.” cümlesini beni öperken akıttığı gözyaşlarına gizlemişti. Son kitabımı da asker yeşili sırt çantama koyduktan sonra çantamın fermuarını kapattım. Çantamı masadan alıp askısını tek kolumdan geçirerek omzuma sabitledim. Çantayı koluma takarken bileğimdeki siyah deri bilekliğe gözüm çarpınca tebessüm ettim. Eymen’in bilekliğini takmıştım bugün. Artık ona dair gizleyecek bir şeyim yoktu çünkü. Umarım bilekliğini geri istemezdi. Gerçi isteyecek olsaydı o gün isterdi ve bilekliğimin bende olması fikrinin hoşuna gittiğini söylemezdi, değil mi? İstese de vermem zaten. Onun kalbi bile benimken bilekliği neden benim olmasın ki!? Bir şey unutmadığımdan emin olmak için masamın üzerini son kez gözden geçirdim. Gerekli eşyalarımı aldığımdan emin olduktan sonra yönümü kapıya çevirdim. Kapının sol tarafında, iki adım uzağında duran mor çerçeveli boy aynama doğru ilerleyip karşısında durdum. Aynadaki aksime dikkatli bir şekilde bakarken tek elimle salık bıraktığım sarı saçlarımı ikinci defa düzelttim. Saç uçlarım, yirmi dakika önce duş aldığım için hâlâ ıslaktı ama sorun etmiyordum. Hava sıcaktı, kururdu nasıl olsa. Keşke Eymen’in yanına gidene kadar kurumasa da yine o kurutsa saçlarımı. Tıpkı o gün yağmurda ıslanan saçlarımı kuruttuğu gibi… O gün “Seni seviyorum.” demişti mesela. Makyaj yapmamıştım. Zaten çok makyaj yapan biri değildim. Sadece kirpiklerime rimel, dudaklarıma ve yüzüme nemlendirici sürmüştüm. O kadar. Aynadaki aksime bakmaya son verip kapıya doğru yürüdüm. Bugün cumartesiydi ve okul yoktu ama yine de erken kalkmıştım. Çünkü bugün Eymen’le kahvaltı yapmak istiyordum. Onunla yapacağım ilk kahvaltı olacaktı. İlk ve çok özel… Kapıdan çıkıp merdivenlere yöneldiğim sırada merdivenin başında durdum ve cebimdeki telefonumu çıkardım. Çantamın askısını omzuma son kez sabitledikten sonra telefonun kilidini açarak direkt WhatsApp’a girdim. Eymen’in silmediğim—ki her gece yatmadan önce sohbetimizi okuyorum da ben—mesaj panelinin üzerine tıkladım. Sohbet sayfası açılırken gözüm hemen son görülmesine kaydı. Son görülmesi 00.13’tü. Biz dün en son 19.42’de konuşmuştuk ve ben çok yorgun olduğum için saat dokuz olmadan uyumuştum. İyi ki de uyumuştum. Zira bugün bu kadar dinç olamazdım. Peki o niye bu kadar geç uyumuştu? Ağrısı sızısı olmamıştır umarım. Dudağımı büzerek hafif endişeli bir hâlde parmaklarımı klavyenin üzerinde gezdirdim. Endişemin yanında ufak bir heyecan da yok değildi tabii. Didem: Günaydın :) Birkaç saniye bekledikten sonra çevrimiçi olduğunu gördüm ve heyecanım katlandı. Yazıyor… Eymen: Günaydın güzellik. Ah, kalbim! Derin bir nefes alıp heyecandan titreyen parmaklarımı klavyeye götürdüğüm sırada onun yazdığını gördüm ve parmaklarımı klavyeden geri çektim. Eymen: Sarışın, neden bu kadar erken kalktın? Bugün cumartesi, okul yok. İyice bir dinlenseydin ya. Ya, nasıl da düşünür sarışınını! Didem: Dün gece çok erken uyudum Eymen. Aldım uykumu, merak etme. Eymen: Dün gece son görülmene baktım hep. Girmediğini görünce ders çalıştığını düşünüp rahatsız etmek istemedim. Didem: Rahatsız olacağım en son kişi bile değilsin Eymen. Lütfen böyle şeyler söyleme bir daha. Aştık biz bunları, değil mi? Eymen: Aştık sarışın, haklısın. Sırıttım. Bir dakika… Ben zaten onunla sohbeti başlattığımdan beri sırıtıyorum. Ağzım ağrıyacak kadar çok sırıtıyorum hem de. Ona cevap yazmak için parmak…