27. Bölüm: “Birbiriyle Sınanan Kalpler”
Yazar: Elif Yavuz

27. Bölüm: “Birbiriyle Sınanan Kalpler” Seni bana getiren tesadüfler değil, kaderdi. “Eymen, kantine gidiyoruz birader. Gelsene.” Sınıf arkadaşımın omzunun üzerinden bana bakarak söylediği teklife olumsuz anlamda başımı salladım. “Yok birader ya. Takılın siz. Ben bahçede biraz hava almak istiyorum.” “Sen bilirsin kanka.” Onlar kantine doğru ilerlerken ben de binanın kapısına yöneldim. Derdim hava almak değildi. Benim derdim onu görmekti. Didem’i… Gözlerim onun yeşillerini bulmak için sabırsızlanırken adımlarımı hızlandırdım. Teneffüs zaten on dakikaydı. Kolumdaki saate kısa bir bakış attım. Hatta kaldı dokuz dakika. Bu teneffüsler neden bu kadar kısa ki? Bir dakikamın eksilmesine bile içerleyerek binanın kapısından çıktım. Gözlerim geniş bahçeyi tararken aradığım manzarayı gördüğüm anda dudaklarım kendiliğinden yukarı kıvrıldı. Kalabalığın içindeki yüzlerce insanın arasında yalnızca ona odaklandım. Zaten yüz bin kişinin içinden bile seçerdim onu. Onu görmemle birlikte kalbim ritmini değiştirmişti. Hiçbir kızın yapamadığını Didem yapmıştı bana. Bana bir kalbim olduğunu hatırlatmıştı. Bana, iliklerime kadar yaşadığımı hissettirmişti. O günden beri… Onu caddeye atlamaktan son anda kurtardığım günden beri… Kahverengi gözlerim ilk kez onun yeşilleriyle o gün tanışmıştı. O günkü korkmuş, ürkek ve heyecanlı hâli zihnimden hiç silinmemişti. Üstüme düştüğünde yüzüme savrulan sarı saçlarının kokusu gibi… Bana, “Bir kızdan görür görmez etkilenirsin,” deseler güler geçerdim. Böyle şeylere inanan biri değildim. Ama olmuştu işte. Ben bir sarışından çok etkilenmiştim. O sarışın, daha ilk günden bana diğerlerinden çok farklı olduğunu hissettirmeyi başarmıştı. Onu bir daha nerede göreceğimi düşünürken okulda karşıma çıkmıştı. Kantinde oturmuş telefonumla oynuyordum. “Âşık mısın kızım? Alsana artık şu çayı!” diye gürleyen kantincinin sesiyle kafamı kaldırmıştım. Ve onu görmüştüm. Didem… Kantin tezgâhının önünde duruyordu. Şaşkınlığın etkisiyle kaşlarımı çatmış, ardından şaşkınlığımı üzerimden atıp sevinçle gülümsemiştim. Yine karşılaşmıştık. Kader miydi, tesadüf müydü bilmiyordum. Ben ona bakınca o da bana bakmış, sonra telaşla gözlerini kaçırıp yüzünü kızartmıştı. O an bana baktığını anlamıştım. Kalbim onu ikinci kez gördüğümde de sıcacık olmuştu. O günden sonra onun bakışlarını hep üzerimde hissetmiştim. Ne zaman ona bakacak olsam kafasını başka tarafa çeviriyordu. Aptal sarışın… Gözlerim bahçedeki diğer insanları görmez olmuş, yalnızca ona takılıp kalmıştı. Onun güzel sesini yakından duymak, gözlerine birkaç adım öteden bakmak varken ben onu uzaktan izlemekle yetiniyordum. Çünkü ona gidemiyordum. Ve senenin sonunda ondan, hatta bu şehirden gidecek olmak her geçen saniye içimi biraz daha yakıyordu. Ben Ankara’ya gidiyordum. Ankara’da yaşayan dedem bu yıl iyice hastalanmıştı. Anneannem artık tek başına yetemiyordu. Teyzem ve bizden başka da kimseleri yoktu. Annemle karar vermiştik. Sene sonunda tayinini Ankara’ya isteyecek, ben de son senemi orada okuyacaktım. Annemin fedakârlığı uğruna hayallerimden vazgeçmiştim. Didem’den de… Bu şehirden gidecektim. Ama bir parçamı burada bırakacaktım. Belli mi olurdu? Belki hayat bizi bir gün yeniden bir araya getirirdi. Belki… Ona her zaman son kez bakıyormuşum gibi bakıyordum. Gülüşünü, mimiklerini, yüzündeki en küçük ayrıntıyı bile hafızama kazımak istiyordum. Ondan ayrılacağım düşüncesi kalbimi göğüs kafesimin içinde sıkıştırırken bakışlarımı ondan çekemedim. Didem sınıfındaki bir kızla ayaküstü konuşuyordu fakat arkadaşını pek de dinliyor gibi görünmüyordu. Arada başını sağa sola çeviriyor, bahçeyi dikkatle süzüyordu. Sanırım beni arıyordu güzel gözleri. Karşıya baksan göreceksin aslında. Tam o sırada yanlarına bir çocuk geldi. Elindeki futbol topunu döndürerek Didem’in karşısında durdu. Gözlerimi kısarak baktığımda onun karşı sınıftan Okan olduğunu fark ettim. Kızlarla uğraşmaya bayılırdı. Umarım Didem’le uğraşmak gibi bir hata yapmazdı. Çünkü bu, hayatının hatası olurdu. Okan denen velet az önce Did…