24. Bölüm: II.Kısım; "Hisler Diyarı"
Yazar: Elif Yavuz

Bölüm: II. Kısım — Hisler Diyarı Otobüsten inip hastaneye doğru yürümeye başladım. Hava iyiden iyiye ısınmıştı. Göğsümün üzerine dökülen saçlarım, sıcakla birlikte beni bunaltmaya başlamıştı. Bir nebze olsun ferahlamak için iki elimle saçlarımı geriye attım ve adımlarımı hızlandırdım. “Didem!” Bahçe kapısından içeri girip binaya doğru ilerlerken tanıdığım bir sesle duraksadım. Başımı sesin geldiği yöne çevirdiğimde, elini deli gibi sallayarak beni çağıran Gökçe’yi gördüm. Yüzüme yerleşen gülümsemeyle yönümü ona çevirdim. Eymen’le oturduğumuz bankın olduğu tarafa doğru ilerlerken Gökçe’nin yalnız olmadığını fark ettim. Gülümsemem biraz daha büyüdü. Yanında, kemoterapi odasında tanıştığım Arif amca ve Gülin teyze vardı. Onlara yaklaştıkça Gökçe de bana doğru yürümeye başladı. Üzerinde pembe bir tişört, gri bir eşofman altı, başında ise toz pembe bir bandana vardı. Her zamanki gibi fazlasıyla tatlı görünüyordu. “Banktan kalkmasaydın Gökçe. Geliyordum ben zaten. Yorulma diye söylüyorum.” Aramızdaki mesafeyi birkaç adımda eritmiştik. “Ya sana geliyorum ben, Didem. Yorulur muyum hiç?” O tatlı sesiyle konuşurken kollarını her zamanki gibi boynuma doladı. Ben de onun sıcacık sarılışına karşılık verdim. Birbirimizden ayrıldığımızda yüzüne baktım. “Nasılsın?” Eliyle baştan aşağı kendisini gösterdi. “Her zamanki gibi süperim.” Sesi biraz yorgundu ama endişelendirecek kadar değil. Omzunu dostça sıvazladım. “Tabii ki öylesin, mavi kuşum.” Bir yanı kırık, bir yanı yaralıydı Gökçe’nin. Ama bütün o yaralarına rağmen umudunu güzel kalbinden eksiltmiyor, gülüşünün arasına saklıyordu. Yaralı bir kuş gibiydi. Ama mavi kadar umutluydu. Bu yüzden benim mavi kuşumdu. Maviyi sevmemesine rağmen ona böyle seslenmeme artık kızmıyordu. Hatta her söylediğimde biraz daha gülümsüyordu. Belki de maviyle arasındaki kırgınlığı yavaş yavaş iyileştiriyorduk. O gün oyun odasında Selin’in resmindeki balonu maviye boyaması da bunun küçük bir kanıtıydı. “Onları fazla bekletmeyelim. Dedikodularını yaptığımızı zannederler sonra.” Gökçe gözleriyle Arif amca ve Gülin teyzeyi işaret etti. Kıkırdadım. “Hadi o zaman, yanlarına gidelim.” Birkaç adım sonra onların yanına vardık. Arif amca, Eymen’le oturduğumuz banka oturmuştu. Hemen yanında ise tekerlekli sandalyede oturan Gülin teyze vardı. Beni görünce yüzüne sıcacık bir gülümseme yayıldı. Önce Arif amcaya döndüm. “Merhaba Arif amca.” Gülümsememe aynı sıcaklıkla karşılık verdi. “Merhaba Didem kızım.” Sonra Gülin teyzeye döndüm. Onu daha rahat görebilmek için sandalyesinin önünde diz çöktüm. “Nasılsın Gülin teyzecim?” Başındaki yemeniyi düzeltti, ardından elini dizinin üzerine bıraktı. “İyiyim güzel kız. Sen nasılsın?” “İyiyim.” Bir an sustum. Sonra sesime mahcubiyet karıştı. “Gülin teyze, seni ziyaret edeceğimi söylemiştim ama bir türlü fırsat bulup gelemedim. Biliyorum, bunun bahanesi olmaz ama…” Yaşanmışlıkların çizgiler hâlinde işlendiği ellerinden biri, elimin üzerine kapandı. “Olsun kuzum.” dedi. “Kısmet bugüneymiş. Her nasip vaktine esirdir.” Biraz soluklandı. “Her güzel şey anını bekler. Bizim tekrar buluşmamız da bugüne nasipmiş. Üzme tatlı canını.” Onu, annemden dinlediğim en güzel masalı dinler gibi dinliyordum. Her nasip vaktine esirdi. Belki de gerçekten öyleydi. Ben Eymen’i tamamen kaybettiğimi sanırken hayat bizi bu hastanenin koridorlarında yeniden karşılaştırmıştı. Lisede onu uzaktan izlerken şimdi yanı başında oturuyordum. Daha güzeli… Kalbine dokunuyordum. Belki de bazı insanlar hayatımıza erken değil, tam zamanında giriyordu. “Didem’in Eymen diye yakışıklı bir gerçeği var. Onu bırakamıyor ki yanına gelsin, Gülin teyzecim.” Eymen… Benim en güzel gerçeğim. Gökçe’nin tatlı tatlı laf sokmasıyla başımı ona çevirdim. Kötü kötü bakmaya çalıştım ama bana öyle tatlı bir öpücük gönderdi ki bütün kızgınlığım bir anda eridi. Başımı iki yana sallayıp yeniden Gülin teyzeye döndüm. “Ne zamandır bahçedesiniz?” “Çok olmadı.” dedi kısaca. Gökçe söze karıştı. “Gökyüzü beni öyle pencerenin arkasından izlemek olmaz, biraz d…