21. Bölüm: Uzağımda Değil...
Yazar: Elif Yavuz

21. Bölüm: “Uzağımda Değil, Çok Yakınımda” Gözlerin benim gökyüzüm, Ben her ağladığımda öyle bir bakıyorsun ki, O gözlerde umut adlı yedi renkli gökkuşağım açıyor. Siz hiç çok sevdiğiniz birini kaybettiniz mi? Ben kaybettim. Her anımı paylaştığım, beraber güldüğüm, beraber ağladığım, kardeşim yerine koyduğum birini kaybettim. Ayşegül’ü… Üzüldüğünde omzumda ağlayan kardeşim, bir hastane odasında, yıldızları izlediğimiz bir gecede omzumda ölmüştü. Onu yalnızca fiziken kaybetmiştim. Onunla geçirdiğim her anı ve ona duyduğum sevgiyi hâlâ kalbimde yaşatıyordum. Sonsuza kadar da yaşatacaktım. Ama onu kaybetmeyi kolay atlattığım söylenemezdi. Günlerce evden çıkmamış, ağlama krizleri yaşamış, bazen saatlerce gözümü tek bir noktaya dikerek öylece dalıp gitmiştim. Çok zor bir süreçten geçmiştim. O süreci atlatmak da kolay olmamıştı. Ailemin her daim yanımda olması ve bana destek vermesi, kendimi toparlamamda büyük bir rol oynamıştı. O günler film şeridi gibi gözlerimin önünden geçerken kapının kulpunu sımsıkı tuttuğumu, parmak boğumlarımın bembeyaz oluşundan fark ettim. Bakışlarımı parmaklarımdan çekip yerde hareketsiz yatan Eymen’e çevirdim. Beynim çalışmayı bırakmış gibiydi. Kesik kesik aldığım nefesi düzene sokmak için derin bir nefes aldım. Elimi kapı kulpundan çekip ayaklarımı güçlükle hareket ettirerek ona doğru yürümeye başladım. Beynimde oluşan kaosun arasında hemşireyi çağırmayı akıl edebilmiştim. Yönümü değiştirip yatağın yanına yaklaştım. Komodinin dayalı olduğu duvarda bulunan hemşire çağırma düğmesine basıp hemen Eymen’in yanına diz çöktüm. Titreyen ellerimle kafasını dizlerimin üzerine aldım. Yüzü bembeyazdı. Gözlerinin altı morarmıştı. İçimde yükselen ağlama isteğini zor da olsa bastırdım. Hâlâ titreyen elimle solgun yüzünü okşamaya başladım. “Ey… Eymen…” dedim titrek bir sesle. “Bak, ben buradayım. Yanındayım.” Derin bir nefes aldım. “Hani Mert bayıldığında onu koridorda beklerken bana ‘korkma’ demiştin ya… Ben de şimdi sana aynı şeyi söylüyorum. Sakın korkma, tamam mı? İyi olacaksın. Ben yanındayım. Seni asla bırakmayacağım.” Sesim titredi. “Biliyorum… Sen de beni bırakmayacaksın.” Bakışlarımı kurumuş dudaklarından çekip gözlerine çıkardım. Göz kapakları güzel kahvelerinin üzerine örtülmüştü. Deli gibi bakmak istediğim o gözler hâlâ kapalıydı. “Eymen, aç gözlerini artık. Güzel kahvelerini izlemek istiyorum.” Ben konuşmaya devam ederken kapının açıldığını fark ettim. İçeri Sevda abla ve yüzüne aşina olduğum başka bir hemşire girdi. Çaresiz bakışlarla kafamı kaldırdım. Sevda abla gördüğü manzara karşısında bir an duraksasa da hemen bize doğru geldi. Gözlerine yerleşen hüznü ve telaşı, yüzündeki sakin ifadeyle gizlemeye çalışıyordu. Sevda abla Eymen’in hemşiresiydi. Onunla ilgilendiği süre içerisinde aralarında abla-kardeş bağı oluşmuştu. Eymen’i kardeşi gibi seviyordu. Bu yüzden ne kadar belli etmemeye çalışsa da yüzündeki endişeyi görebiliyordum. “Sevda abla…” dedim buruk bir sesle. Sevda abla yanındaki hemşireye döndü. “Çabuk doktoru çağır.” Hemşire başını sallayıp hızla odadan çıktı. Sevda abla tekrar bana döndü. “Tamam Didem…” dedi. Yanıma yaklaşıp o da diz çöktü. Elini Eymen’in yüzüne götürerek yanağına hafifçe dokundu. “Eymen…” Sonra bana baktı. “Görünüşe göre bayılmış. Ama nedenini henüz bilmiyoruz. Doktor birazdan kontrol eder. Korkma, tamam mı?” Sözleri bir nebze olsun içime su serpti. Hızla başımı iki yana salladım. “Korkmuyorum… Ama neden bayıldı ki?” Sevda abla cevap vermek için dudaklarını araladığı sırada odaya doktor ve iki hasta bakıcı girdi. Söyleyeceklerini yarıda bırakıp doktora döndü. “Hocam… Sadece bayılmış. Bir kriz geçirdiğini düşünmüyorum.” Beyaz önlüklü, orta yaşlı doktor başını sallayıp bana baktı. “Sizi dışarı alalım.” Başımı salladım. Eymen’in kafasını sarsmadan dizlerimin üzerinden kaldırırken hasta bakıcılar da yatağa taşımak için yanıma geldiler. Eymen’i onlara teslim edip güçlükle ayağa kalktım. Sevda ablanın karşısında durdum. “Sevda abla…” Elini yüzüme götürüp yanağımı okşadı. “İyi olaca…