BENİM İÇİN YAŞA

17. Bölüm — “Yola Bırakılan Yıldızlar”

Yazar:

BENİM İÇİN YAŞA – Elif Yavuz kitap kapağı
BENİM İÇİN YAŞA – Elif Yavuz kitap kapağı

Lütfen oy ve yorumlarınızı eksik etmeyin. Daha çok motive oluyorum. 17. Bölüm — Yola Bırakılan Yıldızlar Teoman — Çoban Yıldızı Ziynet Sali — Her Şey Güzel Olacak 🌟✨🌟 Bazı anlar vardır; ne diyeceğinizi, nasıl tepki vereceğinizi bilemezsiniz. İşte ben de o anlardan birini yaşıyordum. Mevzu bahis Eymen olduğunda böyle anlar yaşamamın artık beni şaşırtmaması gerekirdi. Ama ben her seferinde afallıyor, ellerimi kollarımı nereye koyacağımı bilemiyordum. Ve Didem’le… Kapının ağzında duyduğum bu söz, beni hem şaşırtmış hem de tahmin bile edemeyeceğiniz kadar mutlu etmişti. Eymen beni yanında istiyordu. Birlikte geçireceğimiz daha çok zamanımızın olacağına ben de canıgönülden inanmak istiyordum. Elimi kapının tuttuğum kısmına biraz daha bastırarak içeriyi izlemeye devam ettim. Bakışlarımı Eymen’den çekip annesine çevirdiğimde, adımı duyduğu için şaşırmasını beklemiştim. Fakat çehresinde en ufak bir şaşkınlık yoktu. Eymen’in annesi beni biliyor muydu? Eymen, annesine daha önce benden bahsetmiş olabilir miydi? Zihnime çakılan soru işaretleriyle içeriyi izlemeye devam ettiğimde Eymen’in konuşmak için dudaklarını araladığını gördüm. Ne diyeceğini merakla beklerken, dudaklarından umutsuzluğun gölgesini taşıyan cümleler döküldü. “Ne kadar zamanım var bilmiyorum anne ama geçireceğim zamanların hepsinde Didem’in de olmasını istiyorum.” Elimi kapıdan ayırıp yanıma düşürdüm. Parmaklarımı avucumun içine doğru kıvırarak tırnaklarımı etime batırdım. Gözlerimdeki bulutlar kararmaya başladığında, o bulutlardan hüzün damlaları süzülmesin diye büyük bir çaba sarf ettim. Hâlâ ölümü kafasından atmamıştı. “Eymen…” dedi annesi çaresiz bir sesle. “Ne demek o öyle oğlum? Önünde yaşayacağın çok zamanın var daha. Lütfen böyle şeyler söyleyip üzme beni.” Eymen iki saniyeliğine gözlerini kapatıp yeniden açtı. “Bencillik mi bu yaptığım, anne?” diye sordu acı acı. “Hastayım. Hem de kanser hastasıyım. Ne olacağım belli değil. Korkuyorum ama yine de onu yanımda istiyorum. Bencillik mi yapıyorum ben, anne?” Annesi başını eğip Eymen’in elini okşarken gözlerimden yine yaşlar süzüldü. Tırnaklarımı avucumun içine daha sert bastırdım ama ruhumun acısını fiziksel acıyla bastıramadım. Eymen’in sözlerine daha fazla dayanamayacağımı anladığımda kapının önünden çekildim. Koridorda yürümeye başladım. Omuzlarım düşük, iç çeke çeke bahçeye indim. Ayaklarımı Eymen’le oturduğumuz bankın olduğu tarafa yönlendirdim. Bankın yanına geldiğimde Toprak’ın ağacın arkasında olduğunu fark ettim. Onun yanına doğru adımladım. Toprak benim sakinleştiricim gibi bir şey olmuştu. Onu sevmek, onu okşamak, yanında birkaç dakika geçirmek beni biraz olsun rahatlatıyordu. Toprak’ın yanına çömeldim. Yine yemek yiyordu benim oburum. Elimi başına koyup okşadığımda kafasını kaldırdı, sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar önündeki mamaya yöneldi. Bu hareketiyle burukça gülümsedim. “Çok mu tatlısın sen?” dedim o yemeğini yemeye devam ederken. “Biliyor musun Toprak? Eymen de bugün iştahla yemeğini yedi. Onu öyle görünce öyle mutlu oldum ki… Güldü. Çok güzel güldü. Gülüşüyle içimde çiçekler açtı.” Bir an sustum. Yutkundum. “Sonra…” dedim kısık bir sesle. “Sonra ne olacağım belli değil dedi. İçimdeki çiçekleri koparıp attı.” Gözlerim yeniden doldu. “Niye böyle söylüyor Toprak? Onun kafasından o ölüm fikrini bir türlü atamıyorum. Bazen boşuna çabaladığımı hissediyorum.” “Boşuna değil.” Duyduğum sesle duraksadım. Gözyaşlarımı elimin tersiyle bir çırpıda silip ayağa kalktım. Oturmaktan uyuşan ayağım yüzünden bir an hareket edemedim. Sonra toparlanıp sesin sahibine doğru ilerledim. Mustafa da bana doğru gelerek aramızdaki mesafeyi kapattı. Bakışlarında acıma değil, yalnızca hüzün vardı. Bu hüznün geçmişe ait kalıntıları göz bebeklerine yerleşmişti. En azından bana öyle yansıyordu. Onun da bir hikâyesi vardı elbette. Herkesin bir hikâyesi vardı bu hayatta. Yazarken gözyaşlarının mürekkebe karıştığı, bazen bir gülüşün satır aralarında kendine yer bulup sığındığı, öfkenin kâğıtları buruşturup yıprattığı bir hikâyes…

Bölümün tamamını WritePad'de oku