12.Bölüm: “Kalbin Eşiği”
Yazar: Elif Yavuz

12.Bölüm: “Kalbin Eşiği” “Güzel kalbini tanıyan hiç kimse sana kayıtsız kalamıyor.” Eymen bu sözü söyleyeli dakikalar geçmişti. Yakınıma gelmişti. Çok yakınıma… Ilık nefesi tenime değerken güzel sesi de saçlarımın arasına karışmıştı. “Güzel kalbini tanıyan hiç kimse sana kayıtsız kalamıyor.” diyerek gözlerini gözlerime kenetlemişti. Ne diyeceğimi bilememiştim ama zihnim, bu söze karşılık bir söz bulmanın telaşıyla arayış içerisine girmişti. Bir dizi harf uçuşmuştu zihnimde ama bu harf dizisi anlamlı bir cümle olup konamamıştı dilimin ucuna. Sadece ona bakakalarak yutkunmuştum. Yutkunmamı da Toprak’ın havlama sesi bastırmıştı. Havlama sesiyle birlikte onun bakışları bir yıldız gibi kayıp gitmişti gözlerimden. Eymen binaya doğru yürümeye başlayınca ben de Toprak’ı aldığım yere bırakarak onun peşine takılmıştım. “Zamanlaman harika yani, Toprak Beyciğim.” diyerek köpeği de tatlı tatlı azarlamayı ihmal etmemiştim tabii. Şu an sessizlik içinde onun odasına gitmek için merdivenleri ağır ağır çıkıyorduk. Elleri ceplerinde, karşıya düz bir ifadeyle bakarak yürüyordu. Sanki yanıma gelip o sözü söyleyen o değilmiş gibi… Kalbimde bir şeyler tatlı ve heyecanlı bir telaş içinde oradan oraya koşturuyordu ama ben de onun gibi sakin bir şekilde yanında yürürken ara ara kafamı çevirip güzel yüzüne bakıyordum. O sözü söyleyerek ne demek istemişti? “Hiç kimse sana kayıtsız kalamıyor.” derken kendini de mi kastetmişti? Gerçekten bilmiyordum. Bildiğim tek şey, bana karşı artık daha ılımlı olduğuydu. Onun odasına girdiğim ilk gün beni egoistlikle suçlamıştı ama şimdi kalbimin güzel olduğunu düşünüyordu. Düşünmekle kalmayıp bu düşüncesini cesaretle dile getiriyordu. Çünkü samimiyetime inanıyordu artık. Lâkin henüz beni kalbine almış değildi. Sadece kalbinin kapısını hafifçe aralamıştı ve ben o kalpten içeri girmek için kapının eşiğinde bekliyordum. O kalbin kapısının sonuna kadar açılmasını, o kalbe yalın bir kalple girip en güzel yerinde oturmayı bekliyordum. O kapının sert bir biçimde yüzüme kapanması da olasıydı. Ben o kapının önünde çaresiz ve yetim küçük bir çocuk gibi de kalabilirdim. Ama şimdilik bu olasılıkları düşünerek kendime eziyet etmek istemiyordum. Eymen ile olan her anımın tadını çıkarmak istiyordum. O hep iyi olsun istiyordum. Umutla… “Ben Toprak’ı sahiplenmek istiyorum.” dedim sessizlikten rahatsız olarak. Karşıya bakmayı sürdürerek kafasını aşağı yukarı salladı. “Sana çoktan ısındı zaten. Buna mutlu olacağına eminim.” Ben de aynı şekilde kafamı sallarken, “Evet.” dedim. “Güzel kalbimi tanıyan kimse bana kayıtsız kalamıyormuş ya, ondandır.” Amacım havaya girip böbürlenmek değildi elbette. Sadece ne diyeceğini merak ederek böyle bir söz sarf etmiştim. Zira o sözden sonra epey suskunlaşmıştı. Kafasını bana çevirip anlam veremediğim bir ifadeyle baktı. Yüzündeki ifadeyi okumaya çalışıyordum ama başarılı olamıyordum. “Dur, tahmin edeyim. Hep bir köpeğin olsun isterdin, değil mi?” İstediğim sözü —ki istediğim sözün ne olduğunu bilmiyordum— söylemese de gülümsedim. “Doğru tahmin ettin. Hep bir köpeğim olsun istedim ama bu istek eyleme geçemedi hiç.” “Neden?” diye sordu meraklı bir tonda. Omuzlarımı kaldırıp indirdim. “Kısmet olmadı bir türlü.” dedim mırıldanarak. “Hem hemşirelerin onunla ilgilendiğini söyledin. Onlar da alışmıştır Toprak’a. Düşündüm de Toprak’ı onlardan ayırmak bencillik olur. Hastanede kalsa daha iyi bence.” Tekrar bir baş hareketiyle beni onayladı. “Zaten sürekli hastaneye geliyorsun. Gelmeye de devam edeceksin.” Bir an duraksayıp kafasını bana çevirdi. Bakışlarındaki tereddütle bir süre gözlerime baktı ve konuşmaya devam etmek için dudaklarını araladı. “Yani… gelmeye devam edeceksin, değil mi?” Gözleri tereddüdün yanı sıra olumlu bir cevap bekler gibi bakıyordu. “Bu nasıl soru, Eymen?” dedim mırıldanarak. “Tabii ki gelmeye devam edeceğim.” Gözlerindeki tereddüdü bir dumanı üfleyip dağıtır gibi dağıtmıştım sözlerimle. Yumuşayan kahverengi gözlerini tekrar karşıya odakladı. “Tamam işte. Burada da ilgilenebilirsin onunla…