BENİM İÇİN YAŞA

5.Bölüm: "Sarı Papatya"

Yazar:

BENİM İÇİN YAŞA - Elif Yavuz kitap kapağı
BENİM İÇİN YAŞA kitap kapağı

5.Bölüm: "Sarı Papatya" Kalbinin çıkmaz sokağında kaybolmak istiyorum İçini tıka basa doldurmak Yüreğinde demlenmek istiyorum. “Büyük beklentiler büyük hayal kırıklıkları getirir.” sözünü bugün daha iyi anladım. Anlamakla da kalmadım; tüm benliğimle yaşadım, iliklerime kadar hissettim. Eymen’in odasına umutla girmiş, içimde kocaman bir hayal kırıklığıyla çıkmıştım. Yumruk yaptığım ellerimin arasına sıkıştırdığım o kırgınlık, sanki bir cam parçası gibi yüreğime saplanıyordu. Canım yanıyordu ama biliyordum ki onun da canı yanıyordu. Galiba beni en çok inciten de buydu. Acımasın o… Gerekirse onun yerine de ben acırım. Öte yandan kalbimi kırmıştı ama sözlerindeki zehir gözlerine hiç uğramamıştı. Daha o cümleleri kurarken bile bakışlarına gizlice yerleşen pişmanlığı görebiliyordum. Biliyordum; onun yüreği de bakışları kadar tertemizdi. Hem bir gülüşü, içimdeki bütün kırgınlıkları silip süpürmeye yeterdi. Ben de onu yeniden gülümsetebilmek için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Merdivenin basamaklarından inip sola dönerek Gökçe'nin odasına doğru ilerledim. Kapının önüne geldiğimde saçlarımı geriye atıp derin bir nefes alarak kapıyı iki kere tıklattım. İçeriden gelen "Gir" komutu ile kapı kulpunu çevirerek odaya doğru kafamı uzattım. "Gökçe?" Dedim samimi bir tonda. Gökçe yatağında doğrularak "Neden hâlâ orda duruyorsun Didem? Gelsene." Dedi. Bir yandan da eliyle gel işareti yapıyordu. Gülümseyerek içeri girdim ve yanına yaklaşarak yatağın ucuna oturdum. "Hele şükür teşrif edebildiniz Didem Hanım." Sesinde ufak bir sitem kokusu barınsada gülümsüyordu. Onu tanıdığımdan beri onun hiç somurtan bir yüz ifadesine tanık olmamıştım. Çektiği sıkıntılar elbette vardı ama o bunları gülüşüyle kamufle etmeyi başarıyordu. Gerçekten çok pozitif bir kızdı ve gülmek ona inanılmaz yakışıyordu. Umarım güzel yüzü bir ömür böyle gülerdi. Çantamı omzumdan alıp yatağın üstüne bıraktım. "Seni beklettiğim için üzgünüm. Bir daha olmayacak. Emin olabilirsin." Dedim ben de sıcacık gülümserken. "Nasılsın?" Bileğindeki siyah tokayla masmavi saçlarını toplarken "Bugün kemoterapi tedavisi gördüm. Biraz yorgunum ama onun dışında zımba gibiyim evelAllah." Dedi. "Sen nasılsın?" İçim burkulsa da bunu bakışlarıma yansıtmaktan şiddetle kaçındım ve gülümsedim. "Tabiiki öylesin." dediğim sırada odayı bir telefon sesi doldurdu. Gökçe komodine uzanıp telefonu alarak ekrana baktığında mavi gözleri parladı. Arayanın kim olduğunu tahmin etmek çok da zor değildi. Ekranı yana kaydırarak telefonu kulağına götürdü. "Efendim sevgilim?" Evet arkadaşlar, tahminimin bana ihanet etmeyeceğini biliyordum. Arayan sevgilisi Oğuzhan'dı. "Oturuyoruz Didemcimle." Bunu söylerken bana göz kırpmayı ihmal etmemişti. Ben de gülmüştüm. Benimle bu kadar çabuk kaynaşması çok sıcakkanlı olduğu içindi ve ben bundan çok memnundum. "Evet bugün aldım Oğuzhan ama gayet iyiyim merak etme." "Hayır, girmen gereken önemli derslerin var biliyorsun. Hem dedim ya yalnız değilim." "Tamam canım. Görüşürüz. Öpüyorum." Gökçe konuşmasını sonlandırıp telefonunu eski yerine koyarak tekrar bana odaklandı. "Birbirinizi ne kadar güzel seviyorsunuz." Dedim bakışlarımdaki hayranlığı gizlemeden. Acaba birgün Eymen de beni böyle... Neyse! Derin bir çekti. "Çok..." dedi. "Kimsesizdik biz, birbirimizin kimsesi olduk." Kaşlarımı çatarak ifademe merak duygusu katmıştım. Ne demek kimsesizdik? Merak dolu bakışlarımı gören Gökçe duruma açıklık getirmek için tekrar araladı dudaklarını. "Biz Oğuzhan'la yetimhanede büyüdük. Annem beni doğururken ölmüş, babam da büyük bir sorumluluktan kaçarak beni yurda postalamış. Nerde, ne yapıyor hiç bilmiyorum. İnan merak bile etmiyorum." Söylediklerini nefesimi tutmuş gibi dinliyordum. Gözlerim yanmaya başlamıştı ama ona acıdığımı düşünmesini istemiyordum. Zaten acımak ne haddime… Elbette çok üzülmüştüm ama böylesine zor bir hayat yaşamış olmasına rağmen dimdik ayakta durduğu, tüm olumsuzluklara rağmen gülüşünü yüzünden eksik etmediği için onunla gurur duymuştum. Üstelik şimdi de kanser gibi ağır…

Bölümün tamamını WritePad'de oku