3.Bölüm: "Savaşacağım Onun için"
Yazar: Elif Yavuz

3.Bölüm: "Savaşacağım Onun için" Elimdeki umut fenerimle kalbini aydınlatmaya geldim. Çoğu insan hayatta tesadüf diye bir şeyin olmadığını söyler. Ben de o çoğunluğun arasında, hatta en ön saflarda yer alan biriyim. Çünkü hayatta her şeyin bir sebebi olduğuna inanıyorum. Zaten Yaradan'ın bizleri bu dünyaya getirmesinin belli başlı bir sebebi yok muydu? Vardı elbette. Her şey bir sebepti ve bu sebepler mutlaka iyi olsun ya da olmasın bir sonuca bağlanırdı. Benim de Eymen'le o hastanede yıllardan sonra tekrardan karşılaşmamın bir sebebi vardı. Biliyordum zaten bir gün karşılaşacağımızı. Tahmin ediyordum diyelim. Yıllar yılı ben bu hayale sarılmıştım. Onu umudumla beslemiştim. Ama bu karşılaşma böyle olmamalıydı. Onun hastane yatağındaki yorgun bedenine rast gelmemeliydi gözlerim. Ruhum bu gerçekle sarsılmamalıydı ama hayat sürprizlerle doluydu işte ve maalesef aynı hayat bana hep kötü sürprizler yapıyordu; sanki bana bir garezi varmış gibi. Kalabalık bir caddede yürürken karşılaşabilirdik mesela onunla. İnsanların arasından hızlıca geçerken aniden birbirimize çarparak duraksayıp daha sonra gözlerimiz kesişince başlayabilirdi hikâyemiz. Ya da bir kafe, kitapçı olabilirdi tekrar karşılaşacağımız yerler. Ama bir hastane odasını hiç getirmemiştim aklıma. Kaç dakikadır ya da kaç saattir sahildeki bu bankta oturuyordum bilemiyordum. Hastaneden üzgün bir şekilde çıkarken ilk ne yapacağımı bilememiş ve deniz havasının bana bir nebze de olsa iyi geleceği ümidiyle kendimi sahile atmıştım. Denizin dalgası sahile vurdukça düşüncelerim de zihnimin duvarlarına vuruyordu acımasızca ve pervasızca. Ellerimi göğsümde birleştirerek gözlerimi kapattım. Göz kapaklarımın perdesinde sahnelenmeye başlayan anının beni daha da üzeceğini bile bile buna müsade ettim. O gün evden çıkarken telaşlıydım, üzgündüm, endişeliydim, korkuyordum. Bütün berbat duyguları aynı anda yaşıyordum. Ruhumun sırtladığı bu duygular silsilesi ruhumu kamburlaştırırken ben koşuyordum. Ayşegül'e koşuyordum. Çünkü aldığım haberle onun bir kriz daha geçirdiğini öğrenmiştim. Ciğerlerim patlayana dek koştuğum esnada önüme çıkan araba ile afallamış daha sonra kendimi yolda sere serpe uzanırken bulmuştum. Tâbiki birinin üzerindeydim. Arabanın altında değil de beni kurtaran kişinin üstünde olduğum için şükür duası etmeliydim. Gözlerimi korkudan sımsıkı yumduğum için kimin üzerinde olduğumu bilmiyordum. Kalbimin küt küt atışı ve nefes alışverişlerimizin sesi birbirine karışıyordu, sadece bunu biliyordum. "Arabanın önüne atlayacak kadar kafayı mı yedin sen?" Üstünde olduğum kişinin bir bıçak misali gibi olan keskin sesini duyunca irkilip aniden gözlerimi açtım. Kafamı yavaşça göğsünden kaldırıp ona baktım. Bir erkekti ki zaten burnuma dolan parfüm kokusuyla onun bir erkek olduğunu anlamıştım. Aval aval ona bakarken o da kaşları çatık bir şekilde beni karşılıksız bırakmıyordu. Neden hâlâ üstünden kalkma gibi bir girişimde bulunmuyordum acaba? "Yerinden gayet memnunsun sanırım…hâlâ kalkmadığına göre." Çocuk sıkıntılı bir nefes verip konuşmasına devam etti. "Umarım sonsuza kadar üstümde olmayı planlamıyorsun?" Çocuğun üstünde daha fazla kalmamın anlamsız olduğuna kanaat getirerek başımı belli belirsiz salladım ve elimi onun göğsüne şiddetli olmamasına dikkat ederek hafifçe bastırdım ve üstünden usulca kalktım. Üstümü başımı silkeleyip saçımı başımı düzeltirken onunda yerden kalktığını gördüm göz ucuyla. Evet göz ucuyla gördüm zira utancımdan özgürce bakamıyordum. Dağılan saçlarımı düzeltip geriye attım. "İyi misin? Bir yerine bir şey olmadı ya?" Sesi az öncekine nazaran daha yumuşaktı. Üstüne düştüm be çocuk kuş tüyü gibi yumuşak bir zemine düşmüşüm gibi... Nasıl iyi olmam? Ne diyorum ben yahu? "Ev... evet" dedim kekeleyerek. "Sen iyi misin? Başını yere filan çarpmadın umarım?" Dağınık olan saçlarını olabildiğince biraz daha dağıttı eliyle. Kahverengi gözlerini kıstı. Gözleri çok güzeldi. Tövbe, haşa... Kendine gelir misin artık Didem! İç sesim arsız düşüncelerimi dizginlemeye çalışırken az…