1. Bölüm
Yazar: liazr

"Sen sessiz kaldın." • Dışarısı soğuktu, etraf gecenin koyu tonuna karışmış; şimdi açık mavi tonlarındaydı. Ne yaşandığını bilmesem de bir şeylerin yaşlanmışığın gölgesi duruyordu üzerimde. Kötü şeyler olmuştu. Öğrencilerin kalkmak istemedikleri bir saatteydim, etraf o kadar sessizdi ki içim de ki sesi bile duyar gibi oldum. Boş basketbol sahasının demirleri paslanmıştı ve sahanın içerisinde ki fazla derin olmayan çukurlar su doluydu. Daha yeni kurumaya başlamış çiseler yaprakların üzerinden kayıyordu. Gün henüz yeni yeni aydınlanıyordu. Bir şeylerin zorlaması gibi hissettim o gün. Sessizliği canımı acıtana kadar seviyordum, şuan o anlardan birindeydik. Kilidi zorlamaya çalışırken anahtarım anahtar deliğinin içinde kırılıyordu, çilingir çağırıyordum, çilingir geç gelmişti. Sonra içeriden bir kaç hırıltılı nefes sesi duyulmuştu, bir kaç tane de güçlü tıklatma sesi. Otuzbeş tane kadar. Öylece bomboş hissediyordum kendimi. Sahanın çapraz tellerinin içindeki ıslanmış zemine bakıyordum. Sadece baktım, o kadar boştu ki bakışım hakkında hiç bir şey düşünmedim, hiç bir duygu vermek gelmedi içimden. Sadece biraz uyumak istiyordum. Belki birazdan daha fazlaydı. Kendine gel. Anılarda kalmamalıydım. Ağırca oturduğum sarı banktan kalktım. Sahadan çıktım, her zaman ki gibi aynı yollardan geçtim. Her sabah sokak arasında ki bakkalın dışında duran beyaz kedi yine beni takip etti. Bende ona ufak bir simit parçasını ıslatıp verdim. Yürüdüm ve yürürken yine beni tanımış olan sokaklardan geçerken günün çabuk bitmesini bekledim. Bir şeylerin kötüye gideceğinin farkındaydım, durmadım. Aslında sorun çoktan olmuştu ve onlar her şeyi hakettiğimi düşünüyordu. Neler olmuştu? Neden her şeyin suçlusu bendim? İşlek caddenin arka sokağında canlı müzik olan bir kafe vardı. Orada çalışmaya başlayalı bir ay olmuştu, ben içeri girerken gün yeni yeni başlıyordu. Vardığımda boş ama sesli masaların aralarından geçerken yine sessizlik vardı. Arka kapı dedikleri bir yer vardı, her zaman ki gibi onu gördüm; bana bakmadan usulca kapıyı açtı ve sırtındaki gitarıyla içeriye girdi. Ben de o sırada Istakoz lakaplı Mine'ye kahvemin siparişi verdim sonra sabaha yeniden uyandım. Kulise girdiğimde akor ayarlarını düzeltiyordu. Kafasını kaldırmadı, göz ucuyla bile bakmadı. Elimde sıcaktan elimi iyice ısıtmış olan kahve bardağı biraz büküldü. Kapı tekrar açılıp kapandı. "Heyyo! Gü - nay - dın!" Aras'ın sabahın altısında bu enerjisine şaşırmadan edemedim. Üzerindeki şişme montun şapkasını aşağıya indirdi. Genelde değişik bir tarzı olan Aras'ın "Hey bakın bakın!" Diyerek ışıklı siyah ayakkabılarını göstermesi bize pek süpriz olmadı. Arkasından onun eski ev arkadaşı olan Hilal'in kimseye bakmadan gülümseyerek içeri girdiğini gördüm. Siyah renkte bir bere takmıştı, kahküllerinin uçları şapkadan dışarı taşıyordu; koyu kahverengi saçlarını iki yandan mısır örgüsüyle örmüştü. Aynası hafif kirli olan makyaj masasının sandalyesine oturup kafasını ellerinin arasında tuttu sonra ayaklanıp sandalyeye ters oturup başını ellerinin üzerine koydu. "Oğlum sen sabah bu enerjiyi nereden buluyorsun ya! Benim günüm daha başlamadı bile." Elimde ki kahveden hiç yudum almamıştım. "Hiç içmedim belki iyi gelir." Kahveyi masaya koyup ona doğru biraz ittirdim. "Oha- ay kız Allah razı olsun. Bu iyi gelir vallaha." Hemen alıp bir iki yudum aldı. "Ee bu gün ne çalıyoruz?" Ben solisttim, Hilal baterist, Aras elektro gitarı kullanırken Emre bas gitarı kullanıyordu. Önceden solist yokken Hilal seslendirirmiş şarkıları. Emre niyahet kafasını kaldırırken ona bakmak yerine Hilal'in hâlâ çıkarmadığı beresine çevirdim bakışımı. Bir süre sessizlik oldu. "Eh Değmesin Ellerimiz?" Ortaya fikri atan yine Hilaldi. "Benim için uyar." Dedim. Yavaş yavaş kabul gördü ve biz prova için yavaşça ayaklanırken içeriye Ege girdi. Kapıyı kapatıp durdu. Ona bakışım da kısa sürdü zira uğraşıma değecek daha çok şey vardı. "Hayırdır Kızıl Istakoz seni nasıl içerdi aldı?" Hiç bana söylediğini düşünmemiştim, akisine Aras'a söylüyor sanmı…