Bölüm 2
Yazar: NUR AKDEMİR

Bölüm 2 — Bekleyişin Sessizliği O gece başımı yastığa koyduğumda gözlerimi kapatmakta zorlandım. Odam sessizdi. Pencereden içeri giren hafif yaz rüzgârı perdeleri usulca hareket ettiriyordu. Evin içinden gelen saatin tik tak sesleri bile o gece bana farklı geliyordu. Çünkü zihnim tek bir düşünceyle doluydu. Kur'an kursu... Henüz başlamamıştı. Henüz ilk gün bile gelmemişti. Ama ben sanki çok uzun zamandır onu bekliyormuşum gibi hissediyordum. Kafamın içinde sürekli aynı hayaller dolaşıyordu. Acaba sınıflar nasıl olacaktı? Hocalarımız nasıl insanlardı? Yeni arkadaşlar edinecek miydim? Ve en önemlisi... Gerçekten bu yolun bir parçası olabilecek miydim? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordum. Yine de içimde garip bir huzur vardı. Sanki bilmediğim bir kapıya doğru yürüyordum. Ve o kapının ardında beni güzel şeyler bekliyordu. Sabah güneş odama vurunca gözlerimi açtım. Yaz tatilinin en sevdiğim yanı buydu. Alarm sesi olmadan uyanmak... Acele etmeden güne başlamak... Ev yine her zamanki gibiydi. Televizyon açıktı. Annem günlük işleriyle uğraşıyor, ben ise bir yandan ekranı izliyor, bir yandan da günlerin daha hızlı geçmesini diliyordum. Bazen kendimi izlediğim programa kaptırıyordum. Bazen de birden aklıma kurs geliyor, istemsizce gülümsüyordum. Saatler yavaş ilerliyordu. Ama heyecan, zamanın bile önüne geçiyordu. Akşamüstüne doğru Rümeysa ile buluştuk. Daha birbirimizi görür görmez yüzümüzde aynı ifade vardı. İkimiz de heyecanlıydık. "Sence ilk gün nasıl olacak?" diye sordu. "Bilmiyorum." dedim. "Ama çok güzel olacak gibi hissediyorum." O da gülümsedi. Bir süre kaldırımda oturduk. Kursa başladığımızda neler yapacağımızı konuştuk. Aynı sınıfta olur muyduk? Yan yana oturabilir miydik? Birlikte ezber yapar mıydık? Çocuk aklımızla geleceği öyle güzel hayal ediyorduk ki... Sanki bütün hayallerimiz birkaç gün sonra gerçek olacaktı. Konuşmalarımız bitince her zamanki oyunumuza döndük. Bu oyun, çocukluğumuzun en güzel parçalarından biriydi. Ben Elsa olurdum. Rümeysa ise Anna. Parmaklarımızdaki oyuncak yüzükler bize göre sıradan bir aksesuar değildi. Onlar, kurduğumuz hayal dünyasının sihirli anahtarlarıydı. Bazen uzun bir yolculuğa çıkan iki kardeş olurduk. Bazen kötülere karşı savaşırdık. Bazen de kendi yazdığımız küçük bir filmin kahramanları... Saatler nasıl geçerdi hiç anlamazdık. Bizim için önemli olan oyunun ne kadar gerçek olduğu değildi. Birlikte gülüyor olmamız yeterdi. O gün de güneş yavaş yavaş batarken oyunumuz sona erdi. Eve doğru yürürken içimde tatlı bir yorgunluk vardı. Ama o yorgunluğun altında büyüyen başka bir duygu vardı. Bekleyiş... Bazen insanın hayatını değiştiren şey büyük olaylar değildir. Bazen sadece bir çocuğun içinde büyüyen küçücük bir heyecandır. Ben o gün bunu bilmiyordum. Sadece kursun başlamasını bekliyordum. Ama yıllar sonra anladım ki... İnsan, kaderine attığı ilk adımı çoğu zaman attığı anda fark etmez . Ve bazı bekleyişler... Sadece bir günü değil, Bir ömrü değiştirir. Bölüm Sonu