SAKSIDA ÇİÇEK
Yazar: şarap

Beethoven 9. Senfoni... Anlamını bilir misiniz? Ludwing'in sağır olmasından mütevellit bizlere sunduğu son eşsiz eseri ve son olmasının yanında insanlara yaşamı anlatmak istercesine çoşkulu ve sözleri olan tek senfonisi, tek eseri. Onun gibi eşsiz miydi parmaklarım, bilmiyorum. Son eserimin hikayesi onunki kadar büyüleyici olur muydu, emin değilim. Bir beden cesede dönüşünceye kadar üzerinde neler yapabilirler, ondan da emin değilim. Tek bildiğim Tuna'nın şahsına ait deponun soğuk havası ve azalmaya devam eden ortam sıcaklığı. Parmaklarım artık kıpırdamamak ve beni durdurmak için efor sarf ediyor. Ben ise susturamıyorum içimdeki külfet nefreti, susturamıyorum insanlara karşı olan bunca zaman içimde tuttuğum nefret kırıntılarımı ve kinimi. Bilincim reddetmiyor Toygar'ın benliğini. O nefret içinde kıvranan fakat vicdanlı bir genç var hala fakat Toygar'ın görmezden gelebileceği kadar iyi niyetli. Önümde yatan cesede ait suç kaydının ve yaptıklarının ölümü için yeterli sebepler sunduğu düşüncesiyle vicdanını rahatlatıyordu şimdi sadece. "İşimiz bitti" dedi Tuna. "Geç olmadan cesedi planladığımız yere taşımalıyız. Suçu atacağımız kişiye ait tüm sahte kanıtlar da bu dosyanın içerisinde, elimden geldğince gerçekçi hazırladım. Tüm oklar onu gösterir vaziyette. Cesedi olabildiğince kanıtlarla örtüşen bir yere koymalıyız." Yalnızca donuk bir şekilde kafamı salladım. "Bunu neden yaptık?" dedi gerçek ben. Hala kanlı parmaklarımdaydı gözlerim. Kabullenemiyordum bu aşağılık hareketi. Tuna dosyayı gözümün önünde salladı. Onu ilk defa bu kadar ciddi görüyordum. Tatlı yüzü yerini intikam hırsına bırakmıştı. "Çocuk istismarı, kadına şiddet, adam yaralama..." dedi içindeki öfkeyi körükleyerek. "Dahasına gerek mi var. Canı cehenneme" Durdum ve ona bakmadan devam ettim. "Peki, suçu atacağımız herif?" diye sordum bu defa. Vicdanımı daha fazla ezecek bir şey arıyordum sanki. "Heppsini sana gösterdim ya, suçu olmayan kimseye dokunmayacağız. Sokakta masum canlara kıyan sen değilmişsin gibi, sahteden vicdan azabı numaraları kesme bana" Söyledikleri o an göğsümün üzerine oturdu, yüreğim yumruklanmaya ve her yumrukta boğazıma kadar pıhtı kan dolmaya başlamıştı sanki. Boğazımı o derece yakan bir yumruydu bu. Yalnızca aynı dik bakışlarla baktım ona. Bu defa beni umursamayan oydu, belli ki bu işi benim tepkilerimin etkisinden daha fazla önemsiyordu. İçimde yeni bir ateş yaktı bu his. Benden çekinen o korkak çocuğun, şimdi kendini benimle denk görüyor olmasına kurulmuştum. Gözlerini karşısına çevirerek adama tiksinerek baktı uzun uzun. "Hepinizin canı cehenneme..." diye devam etti fısıltıyla. İçinde varlığı belirsiz öfkesinin temel nedenini merak ettiğimi fark ettim o an, ama dönüp sormadım gururuma yediremediğim için. Aramızdaki birkaç yaş farkına rağmen yaşanmışlığı muhtemelen benden daha fazlaydı. Hatta ondan daha duygusal olduğumu bile rahatlıkla söyleyebilirdim. "Suç dosyası kabarık, iğrenç iki insan. Bu ise bir katil; kendi çocuklarının ruhlarını, kendi eşinin hayatını katletmiş! Bunu fazlasıyla hak etti!" "Bizim ondan farkımız ne?" "Onlar dünyayı kirletiyor" dedi. "Biz ise onların kirlettiği dünyayı onlardan arındırıyoruz. Çünkü bazıları bunu yapmamaya yemin etmiş!" Kafamı salladım sadece ve cesedi koyacağımız torbanın fermuarını açtım. "Dünyada masumları katleden kim varsa cezasını çekecek sonuçta. amacımız bu değil mi?" Cümlesini bitirmesiyle istemsizce dik dik baktım ona, bilerek "kim varsa" diye üstüne basa basa söylemiişti ya da alıngan tavrımdan ötürü kulağımda fazla yankı yapmıştı bu iki kelime. Bakışlarımı umursamadan işini halletmeye koyuldu. Ben ise varlığı meçhul vicdanım içinde kıvranıp duruyor, nereye gitsem bambaşka bir duvara toslamış buluyordum kendimi. Bu kadar vicdansız mıyım, nasıl böyle olabilirim? Ne kendime sorduğum sorular bitiyordu ne de bu sorulara verebileceğim yanıtlar vardı kafamda. Her şey hem vicdanıma hem de omuzlarıma beklediğimden daha ağır gelmişti. Hani olur ya, kalbinizin buz tuttuğunu ve derinizin alev alev yandığ…