AĞIR YÜK VE VİCDAN
Yazar: şarap

Flug en son bu bölümde kalmışsın bakıp direkt yayınladım, düzenleme yapacağım. Keyifli okumalar. ___________________________________ Aynı ağır ve yük dolu hisin göğsüme yaptığı baskıyla geceden beridir dönüp duruyordum kanepede, sabahın yakıcı güneşi tam gözlerimin içine vururken dahi tepkisizdim. Çünkü bir yere kadar hala acı çekmem gerektiğini, bu refahın ve düşünebilme yetisinin bana çok fazla olduğunu düşünüyordum. Sağanak bir yağış, göğsümü bir yerden kaldırıp diğer yere fırlatıyordu, aslı garip olan şey ise ben buna sesi dahi çıkartmıyor; yalnızca boyun eğip ya yaşamımın ya da yaşadıklarımın son bulacağı o vakti saklı bir sabırla bekliyordum. Hakkım olmadan yaptığım duygu sömürüsü safsatasının da, melankolik acındırma ve insanların empati duygusunu art niyetle kullanıyor olduğumun da farkındaydım. Asıl sıkıntı burada zaten, yalanlar ve hislerim arasında bir yerdeydim. Bir konuda beyaz veya siyah olmak oldukça kolaydır, her şey net ve bir o kadar stabildir. Gri olmaksa... Ağır vicdan yükümün üzerine bir yandan da baskılı bir özlem çökmüştü. Ah, şimdiki aklım olsa çıkar mıydım o gece dışarı? Temel yaşam gayemiz, hatalar ve bunların üstünü örtmek için onlara taktığımız "tecrübe" lakapları. İğrenç varlıklarız biz, yaratıcının verdiği bu saf, temiz ve arındırıcı ruhu katletmek görevimiz. Özlem ve tutkunun getirdiği eksiklik hissiyle yüzleşmek ve semada kendi sıkıntılarımızı izlemek, benciliğimize boyun eğmek, yalnızca kendi çıkarlarımız için fiili ve hissi ölümlere boyun eğmek temel gayemiz. İğrenç ve iğrenilesi varlıklar bütünüyüz. Bencil ve aşağılık bir türüz. Özlemin vurduğu göğsüm acıyla sızlıyor ve burun kemiklerimde bir titreşime kadar çıkıyordu verdiği his; derindi, fakat haklı değildi. Duygularımı yargılar oldum kaybolduğumdan beridir. Hisseder gibi olduğumda zihin mahkemelerimden birinde tıpkı kendim gibi acımasız bir tutumla yargılıyor ve hüküm veriyordum, sonucunda ise sırf hissettiğim için cezalandırıp acı bir ızdıraba daha atıyordum kendimi. Kendi hayatımı mahvedişimi, kontrol bendeyken 1. tekil gözle izledim ve şuan o ekmeğin kırıntılarını kemiriyorum. Gözlerim her acı ve ıslak dolgunluğa ev sahipliği yaptığında kendimi aynı eski kanepenin üzerindde buluyorum. Dinlediğim müzik eskisi kadar işlemiyor ruhuma. Sahi,ne değişti ki müzikte? Ruhuma mı küsmüştü, derinlerime inememek için duvar mı örmüştü yüreğime. Müzik miydi değişen yoksa damarlarımdan akan sıcak kan mı soğumuştu eski hissime. Eskisi kadar arındırıcı değildi kulaklarıma dolan melodi ya da arındırılamayacak bir lekeydi varlığımdaki. Uzandığım eski kanepede yüz üstü döndüm ve yüzümü yastığa gömdüm. Ergenliğimin ilk yıllarında baş gösteren migrenim son günlerde daha da artmış ve baş ağrımı katlanılmaz kılmaya başlamıştı. Vücudum bile sınanmam gerektiğinin farkındaydı ve kendi cezasını kendine çektirmek için elinden geleni ardına koymuyordu. Oysa benim cezam fiziksel olarak halledilmesi gereken bir olgudan ibaret değildi, arınması için ruhumu harlı bir ateşe vermeleri gerekirdi. Sağa dönsem de, sola dönsem de ayağa kalkıp yürüsem de değerlerimde bir değişim yoktu. Nereye gidersem veya ne yaparsam oradaydı . Boğazıma düğümler diziyor, içtiğim hiçbir su yolunu bulmuyordu. Darlıyordu his beni, göğüs kafesime yaptığı her baskı boğazımdaki düğüm için bir çaba oluyordu, çaba ise yalnızca kuru ve acı bir öksürüğe ya da hakkı olmadığı halde dolan gözlere varıyordu. O kadar ağır gelmişti ki yaptığım fıtratıma, içimdeki dikenlerin her kıpırdayışımda daha da vicdanıma geçtiğini hissediyordum. İçerisi damla damla kan akıtıyor, akış ise aynı renkte devam ediyordu. Psikolojik olarak hayatta olmadığımı kabullenmiş sayılırdım az çok. Kanlı fakat hala eldivenli ellerim ve ağırlaşmış vicdan yüklü ruhum beraberliğinde yeni bir hayata başlamak istemiştim, belki inanmıştım da. Bu kadar zor olabileceğini düşünmemiştim, ana okulunda annesi bırakıp gidince oturup hüngür hüngür ağlayan bir çocuk olmama rağmen bunu yapabilirim zannettim. O gece aklıma ger geldiğinde diken diken ol…