Büyü Dersi
Yazar: Es

“Anladım, prensim,” dedim ve daha fazla konuşmak istemeyerek geriye yaslandım. Kendimi bitkin hissediyordum, acı hissedeceğimi düşünerek bedenimi hazırlasam da tek bir sızı dahi hissetmemek aklımın karışmasına neden olmuştu. Acaba onu bana zarar vermekten durduran neydi? Haklı olabilir miydi, eğer öyleyse prenses neden söylediklerini görmemişti? Ola bana ondan gerçeklerin saklanamayacağını söylemişti. Valthar elini geriye çekti, konuşmak istemediğimi anlamış olmalıydı. “Sen dinlen, bir şeye ihtiyacın olursa mutlaka beni çağır. Tamam mı?” Gerçekten endişelenip endişelenmediğini anlamıyordum. Keskin sarı gözleri beni izliyordu, daha 1 hafta öncesine kadar ajan olduğumu düşünen adam şimdi gerçekten de sağlığım için endişe mi ediyordu? Yine de ona kafamdaki bu soru işaretlerini belli etmeden kafamı salladım ve isteğini onayladım. Odamdan çıktıklarında ve sonunda yalnız kaldığımda aklıma bizi bulan lider Asa geldi. Eğer ona rastlarsam, kesinlikle soru sormak istiyordum. Bizi baygın bulan oydu sonuçta, çığlık attığımı da hatırlıyordum. Demek koşarken saraya yaklaşmıştım. Birinin duymaması garip olurdu zaten. Şimdi Serafina gönderildiğinden, yetenekliler 9 kişi kalmıştı. Umarım yerine bir başkasını bulurlardı. Bugünkü derslerine katılamayacak kadar kötü de hissetmiyordum. Bu yüzden yavaşça yatağımdan kalktım ve hazırlanmaya başladım. Dün zaten bütün haftalık programlarını aldığımdan saat kaçta ne dersleri olduğunu biliyordum. Bugün Büyü Kontrol dersleri vardı. Onları oturup köşede izleyecek de olsam yatakta yatmaktan kesinlikle daha iyi bir aktiviteydi. Uzun kollu, kum renginde bir elbise giydim. Dizlerimin hemen altında bitiyordu uzunluğu. Ayaklarıma da rahat olması için bir çift kalın topuklu babet giydim. Saçlarımı da omuzlarımdan sarkıttım ve yüzümün solgun rengini kapatması için Ola’dan öğrendiğim gibi makyaj malzemelerini kullandım. Ders sarayın içindeki kütüphanenin yanında bulunan elips şeklindeki kapalı kolezyumda olacaktı. Normalde herhangi bir etkinlik ya da duyurular için kullanılan bu yer aynı zamanda küçük bir bölmesinde oturularak yetenekliler için ders işlenme yeri haline gelmişti. Yüzlerce kişiyi barındıracak kadar büyük bir yapıydı, bizse yalnızca 10 kişiydik. Ayakta beklemeyi bırakıp en yakın oturma yerlerine ilerledim. Üst üste çıkan oturma yerleri ve ortalarından uzanan merdivenler burayı mükemmel bir oturup izleme alanına çeviriyordu. Ben oturduktan birkaç dakika sonra yetenekliler içeri girmeye başladı. Dün gölete giderken göz göze geldiğim Serafina’nın arkadaşı olan koyu saçlı kızla beraber beş kişilik bir grup içeri girdi. Benim burada olduğumu fark ettiğindeyse yüz ifadesi değişerek sinirli bir hal aldı. “Sen hangi yüzle buraya gelebiliyorsun? Serafina’yı gönderdikten sonra üstelik!” Sesini yükselterek bana karşı sarf ettiği sözlerle güç toplamak için dudaklarımı ıslattım. Daha fazla sessiz kalmaya niyetim yoktu. “O beni öldürmeye çalışmasaydı, gitmezdi. Arkadaşını korumayı isteseydin en başta onu benim üzerime salmazdın!” Yanındaki diğer yetenekliler bakışlarını kıza çevirdi. Sinirli ifadesi yerini gergin bir ifadeye bıraktığında haklı olduğumu görmüştüm. “Ne saçmalıyorsun?” dedi gergince gülerek. Benim saçma sapan konuştuğumu düşünmelerini istiyordu. Eğilerek dirseklerimi dizlerime yasladım ve parmaklarımı birbirine geçirdim. Saçlarım yüzümün iki yanından süzüldü. “Dün bana nasıl baktığını gördüm! Beni ormanın içine giderken gördün ve bu fırsatı değerlendirip Serafina’ya söyledin.” Dedim ve gözlerinin içine baktım, doğruyu söylediğimi bilerek. Yanındaki sarı ve kızıl saçlarının ahenk içinde dalgalanan bir diğer kız, ona döndü. “Doğru mu söylüyor?” “Elbette hayır,” dedi ama ben ellerinin titrediğini görebiliyordum. “Hem söylemiş olsam bu neyi ispatlar?” “Senin masum görünümlü bir ikiyüzlü olduğunu tabii ki!” dedi kız sinirle. “Dün akşam beraber takılırken Serafina’nın kulağına eğilip bir şeyler fısıldadığını da gördüm!” “Ne olmuş yani! O benim en yakın arkadaşımdı, tabii ki özel konuşabilirim.” Uzun boylu,…