Yirmi İkinci Düğüm

Gölün Ortasındaki Çiçek

Yazar:

Yirmi İkinci Düğüm – Es kitap kapağı
Yirmi İkinci Düğüm – Es kitap kapağı

Selamlar çiçeklerimm tekrardann, hitlemeyi unutmayın lütfen.. iyi okumalar dilerimm😍 🪞 Ertesi sabah Ola tarafından uyandırıldım. Temel ihtiyaçlarımı giderdikten sonra benim için yuvarlak tahta bir tepsiyle getirip odamdaki yemek masasının üzerine koyduğu kahvaltılıklardan atıştırmaya başladım. Sıcak tereyağlı yumuşak bir ekmekten ısırık aldım ve çeşitli reçellerin üzerine döküldüğü peynirden bir dilim aldım. Ah, ağzımda eriyip giden bu tada bayılabilirdim. Güneş sıcak ışınlarınıyla odanın içini doldururken gece prensle karşılaşmam tekrar aklıma geldi. Aklım edepsiz düşüncelerde dolmadan kafamı salladım ve önümdeki lezzetli kahvaltıya odaklandım. Yine de benden sakladığı bir taş vardı, onu neden saklamak istediğini öğrenmeliydim. Belki o dün geceki gizemli adam beni bu konuda aydınlatırdı. Onu bir daha ne zaman görecektim ki? Karnımı güzel yiyeceklerle doldurduktan sonra etrafı toplayan Ola’ya baktım. “Ola, sen nerede yaşıyorsun?” “Sarayın çalışanlar için ayrı olarak yapılan bir bölmesi var leydim. Sarayın biraz dışında, yalnızca dışarı kapıdan girilebiliyor.” “Anladım, o zaman dün geceki çığlığı da duymamışsındır.” Tepkilerini dikkatle izlerken elleri bir saniye kadar duraksadı ama bu hiçbir şeyi göstermeyecek kadar aniydi. “Hayır leydim, bilgim yok. Yanlış duymuş olma ihtimaliniz var mı?” Gözlerimi kıstım, o da prens gibi duyduğum şeyi sorgulayarak kendimden şüphe etmemi sağlamaya çalışıyordu. “Bilmiyorum,” dedim omuz silkerek umursamazca. “Herhalde yanlış duydum.” Omuzları bariz bir rahatlamayla gevşeyerek bana gülümsemesini gönderdi. Bu işi kurcalasaydım kesinlikle hoşnut olmazdı. Tabii haberi olursa. Bugün biraz sarayı keşfetmeye karar vermiştim, en azından kaybolmayacak kadar yolumu bilmeyi umuyordum. Üzerime yine belimi sarmalayan ve göğüslerimi sıkarak ortaya çıkaran, belimden aşağısı bollaşarak dizlerimin üzerine kadar uzanan askılı, pudra pembesi bir elbise giymiştim. Artık havalar soğuyordu, bu son sıcak günlerin tadını çıkarmam en mantıklı hareketti. Ola saçlarıma çeki düzen verdi ve yüzümü biraz renklerdirdi. “Hazırsınız leydim,” diyerek gülümsediğinde ona teşekkür ettim. “Bugün biraz sarayı keşfetmek istiyorum Ola. Sen kendi işlerinle ilgilenebilirsin.” “Elbette leydim, nasıl arzu ederseniz.” Kendime son kez boy aynasından bakarak büyüleyici göründüğümden emin oldum ve ayağımdaki kısa topuklu beyaz, bilekten bağlamalı ayakkabılarımın zeminde çıkardığı ses eşliğinde odamdan çıktım. Her zaman gittiğim yöne doğru ilerledim ve merdivenlerin birleştiği yere geldim. Hemen birkaç adım ötemde bakır saçlı bir kız ve onu takip eden bir hizmetli vardı. Kızın ince sesini duyduğumda adımlarımı basamaklardan aşağıya yönelttim. “Sana kaç kere söyledim, şu saçımı düzgün yap diye. Yine bir tutamı kaçırmışsın.” Memnun olmadığını belli ederek yanındaki kadına kızdığında arkamda kalmışlardı. “Üzgünüm leydim, fark etmemişim.” Mahçup sesiyle karşılık veren kadından tatmin olmadı. “Seni şu merdivenlerden aşağı fırlatmak istiyorum.” Omzumun üzerinden kafamı çevirerek bakır saçlı kadına baktığımda onun kırmızıyla karışık kahverengi hareleri de hemen beni buldu. Dik burnu, uzun düz kaşları ve dalga dalga omuzlarından aşağıya dökülen bakır saçlarıyla insan olmadığı çok açıktı. Kendinden yayılan enerji etrafa tehditkar bir şekilde saçılıyordu. Yukarıya kaldırdığı çenesi kendi özgüvenini gösteriyordu. Buluşan bakışlarımızla onunda beni incelediğini anladım, tek kaşını hafifçe yukarı kaldırdığımda bir şey söyleyip söylemeyeceğimi anlamaya çalışıyordu ancak benim hiç kendimi yorma niyetim yoktu. Bakışlarımızı ayırarak kafamı önüme çevirdim ve aşağı inme niyetiyle bir adım daha attım. Ancak görünen o ki, o bana sataşmaya karar vermişti. “Sen, merdivendeki, adın ne senin?” Topuğumun üzerinde dönerek gözlerinin içine baktım. “Bilmiyorum ama merdivendeki değil,” dedikten sonra dediklerini duymazdan gelerek basamakları bitirdim. Arkamdan bir rüzgar gibi eserek kolumu kavradığında vücudumdan bir ateş top misali ısındı. “Bu ne hadsizlik, ne sanıyor…

Bölümün tamamını WritePad'de oku