Batık Krallığın Mührü

Prensesin Gözleri

Yazar:

Batık Krallığın Mührü – Es kitap kapağı
Batık Krallığın Mührü – Es kitap kapağı

Hızlı bir giriş, güzel bir başlangıç oldu. Evren biraz gözünüzde canlansın diye bölümün sonuna tamamen kendi çizimim olan (ipadden çizdim ve inanılmaz kötü görünüyor) bir harita ekledim. Kafamdaki dünyayı bir miktar aktarabilmek istedim. Şimdi daha da derinlere ineceğizz. İyi okumalarr💗 🪞👑 Bilincim yerine geldiğinde, sırtım bu sefer yumuşak bir kumaşın içine çökmüştü. Keyifliydi, burada günlerce uyuyabilirdim. Uyumak… Gözlerim fal taşı gibi açıldı ve bu ani hareketim batmayla cezalandırıldı. Sızlanıp kirpiklerimi birkaç kez kırpıştırdığımda acı yerini olağan akışına bırakmıştı. Telaşla oturur pozisyona gelip etrafıma bakındım. Burası bir yatak odasıydı, ancak sadece bir yatak odası demek hakaret sayılırdı çünkü bu gördüğüm tek en görkemli, lüks yatak odasıydı. Kocaman iki kişilik yatağın ortasında yastıklara gömülü bir vaziyetteydim. Sanıyorum beni buraya getiren amiral Uka’ydı. Ne de olsa onun yanında bayılmıştım. Sahi, neden bayılmıştım ki? O boğucu his ve düşünceler bedenimi sarmalamadan önce hızlıca silkelendim ve ayağımı yatağın altından taşan tüylü halıya bastırarak bacaklarımın üzerine dikeldim. Evet, şu an bu halının üzerinde bile rahatlayabilirdim. Ayaklarım doğruca odaya giren ışığın kaynağı olan yan yana dizilmiş pencere ve ortasında konumlanan balkona yöneldi. Kesinlikle temiz havayı içime çekmem gerekiyordu. Kendimi o kadar şartlamıştım ki kolu çevirip hava ciğerlerime dolmadan manzarayı fark etmemiştim bile. Nutkumun tutulmaması için yutkunsam da işe yaramadı. Nerede olduğumuzu bakınca anlamıştım, tepedeki saraydaydık. Gelirken gözümün önüne serilen görüntüleri şimdi yukarıdan ve karşıdan gözlemliyordum. İnanılmazdı. Bütün şehir ayaklarımın altındaydı, kıyıdan gelen kuşların ve dalgaların sesi buraya kadar ulaşıyordu. Evler minik olsa da cıvıl cıvıldı ve insanların sesi duyuluyordu. Ancak suya dikkatle baktığımda biraz ilerisinin sisli ve görüşün kısıtlandığını fark ettim. O sis bile bu muhteşem manzarada taçlandırılmış görünüyordu. Nefesimi tazelediğimde arkamdaki kapının açılma sesini duydum ve irkilerek omzumdan geriye baktım. Bu orta yaşlarının sonunda bir kadındı. “Günaydın leydim, bende sizi uyandırmaya gelmiştim.” Kaşlarım çatıldı. “Ne kadar süredir uyuyorum?” “Buraya getirildiğinizde öğlen olmak üzereydi, neredeyse bir gündür uyuyorsunuz leydim,” sıkıntılı bir nefes verdim. Sürekli böyle bayılıp ayılacak mıydım? Bu devam ederse çok can sıkıcı bir hal alacaktı. “Teşekkür ederim, ben leydi değilim sanırım, öyle seslenmenize gerek yok yani.” Başını hızlıca sağa sola salladı. “Siz buraya majesteleri veliaht tarafından getirilmiş güzel genç bir hanımefendisiniz. Tabii ki bir leydisiniz, lütfen bir daha öyle demeyin.” Karşı çıkmak yerine yalnızca başımla onayladım ve omuzlarımı dikleştirip pencerenin önündeki krem rengindeki koltuğa oturdum. Elbette bu da yumuşacıktı. Buna alışabilirdim ancak burada ne kadar süre kalacaktım? Zindan gözümün önünde canlanınca ürperdim, orada hiç bulunmamış olsam da şu anda sahip olduklarımdan vazgeçmeyi düşünmüyordum. İşte bir özelliğimi öğrenmiştim bile, hızlı sahiplenmek. Sanırım kendimi tanımak çok da zor olmayacaktı. Adım aklıma geldiğinde mutluluktan uçabilirdim. Kafamdaki düşünceleri dağıtarak ayakta bekleyen kadına baktığımda yatağımı düzelttiğini fark ettim. Bu onun görevi olmalıydı. “Adınız neydi?” Diye sordum nasıl seslenceğimi bilemeyerek. Yüzüne iç ısıtan bir gülümseme yayıldı. “Ola, leydim.” “Pekala Ola, bende sana adımı söyleyebilmeyi çok isterdim ancak hayatım hakkında hiçbir bilgiyi hatırlamıyorum.” İstemsizce dudaklarımı büzdüm. “Biliyorum leydim, majesteleri bahsetti. Birazdan sizi hazırlamam gerekicek, sabah kahvaltısından sonra prensesle görüşmeniz gerekiyor.” Prensin kız kardeşinden bahsettiğini hatırladım. Neden benimle görüşmek istiyordu. Kraliyet mensuplarıyla fazla yüz göz olmak istemiyordum, ürkütücüydü ve ben nasıl davranacağımı bile bilmiyordum. Gözüm odadaki kitaplığa takıldığında adımlarımı oraya yönelttim. Kitapların ciltleri resmen parlıyordu v…

Bölümün tamamını WritePad'de oku