Kül Rengi Yalanlar (2)
Yazar: Minel

"Geçmiş hiç bir zaman geçmiş değildir, hatta geçmiş bile değildir" — William Faulkner Sezen Aksu - Ünzile * Hayatın karşıma çıkardığı tüm yolların tek bir yere ulaşacağına inandım her zaman, uzun veya kısa, yolun uzunluğu değil sonucuydu benim umurumda olan, çoğu zaman sonuca odaklanmaktan yolu unuturdum. Ama daha sonra abim gitti, ve tüm yollar benim için kapandı, karşıma türlü türlü zorluk çıktı ve artık yolun değerini anlamak zorunda kaldım, aslında insanı insan yapan yolun sonucu değilmiş, insanın yolda neler çektiğiymiş. Bunu çok sonra anladım, ama hala geç olmadığına inanmak istiyorum, hiçbir şeyin geç olmadığına, çünkü sanırım yaşamak için tek umudum bu ve bu dal da kırılıp elimde kalırsa ne yaparım hiç bilmiyorum. Elimde kalan koca bir hiç, insanlar genelde dış görünüşüme baktıklarında kırılgan, narin, saf bir kız görürlerdi, ama geçmişim... İnsanın midesini bulandırır, gözlerini kapattırır, küfürler ettirirdi. Bunları şu an düşünmek istemiyorum, bunları hiçbir zaman düşünmek istemiyorum, yüzüme kışın sert rüzgarı çarpıyor, ayaklarım yorgunluktan bitmiş durumda ama hala elimdeki Sardunya çiçeğinin sararan yapraklarını ayırıyordum, gözlerim yorgunluktan kapanmak üzere, şu an sıcak yatağımı özlüyorum belki ama yattığımda tüm gece kabusların beni esir tutacağına eminim, bu yüzden biraz da orkidelere göz atmak istiyorum ama bir anda düşüncelerimi Filiz abla bölüyor. "Nilüfer, istersen çıkabilirsin tatlım, yarım saate bende kapatırım zaten, iyi geceler" Filiz ablaya bakıp gülümsemeye çalışarak; "Tamam Filiz abla, peki bir şey sorabilir miyim" Filiz abla gözlüklerinin camını silerken ilgili gözlerle yüzüme baktı, şaşırdığını kısılan çekik gözlerinden anlayabiliyordum, genelde insanlardan yardım istemeyi de sevmezdim çünkü kafamda bin bir olasılık uydurup, utanıp söylemekten vazgeçerdim. "Şu çiçeği... alabilir miyim yanıma?" Utana sıkıla söylediğim cümleye kahkahayla cevap verdi. "Nilüfer, canım benim, elbette alabilirsin, bunu söylerken sanki buranın tapusunu istiyor gibi davranıyorsun, biraz rahatla, istersen o çiçeğin demetini vereyim, nasıl olsa el aleme değil, sana veriyorum." Filiz ablanın böyle mütevazi davranmasına zaman zaman hayret ederdim, emekli olmuş, sırf çiçek seviyor diye kocasının da yardımıyla bu çiçekçiyi açmıştı ve tek başına işletiyordu, yanında bir tek ben çalışıyordum ve yirmi gündür anca buradaydım ama sanki çalışanı değilim de kırk yıllık dostuyum gibi konuşması beni hayrete düşürüyordu, her şeye rağmen... neşeliydi ve belki de onu kendime benzetemememin tek nedeni buydu, ona özenmemin tek nedeni. Kapının kenarına astığım paltomu giyerken elimdeki Nergisi sıkı sıkı tutuyordum, tam iyi akşamlar dileyip çıkacağım ve rahat bir nefes alacağım esnada Filiz abla; "Nilüfer, eğer yardıma ihtiyacın olursa beni üstün veya patronun olarak değil, bir ablan olarak gör tamam mı, dertleşmek istersen eğer, seni dinlerim" Diye yumuşak bir sesle konuştu. Kimseye anlatamayacak kadar büyük dertlerim vardı, eminim bunu Filiz ablaya anlatsam bana şimdiki baktığı gibi bir abla şefkatiyle bakmazdı, buradan kovar, sokağıma bile yanaşma derdi. Ona buruk bir gülümsemeyle baktım, gözlerim dolmadı, son dokuz yıldır gözlerim dolmuyordu, istesem bile, hayatım mahvolmuş olsa bile. "Ben teşekkür ederim Filiz abla, inan bana hatırlamadığım kadar uzun bir süredir kimseden böyle bir teklif almamıştım, kendimi anlatacağım bir insan olması gerçekten iyi hissettirdi, iyi akşamlar" Kendimi çiçekçiden atınca uzun süre kış soğukluğunu hissederek yürüdüm, başım ağrıyordu, belki boynum tutulmuştu emin değilim ama soğuktan burnum uyuşmaya başlayınca daha fazla yürümek istemediğime karar verdim ve boş bir otobüs durağına oturdum, saate baktığımda ise gece yarısını geçmiş olması otobüs durağında biraz daha yayılmama neden oldu, bu saatte otobüs geçmezdi, tek amacım biraz dinlenmekti. Şu an hayatıma üçüncü bir gözden bakmak istemezdim Zavallı nilüfer, yaşamak için boş boş çabalayan ama yaşaması bile günah olan Nilüfer, geçmişi tozlarla dolu olan a…