Olmadığı Sanılan Vicdanlar
Yazar: Minel

"Bazen insan, kendi vicdanından kaçmak için dünyanın öbür ucuna gider de, yine kendi mahkemesinde sanık sandalyesine oturmaktan kurtulamaz." -Dostoyevski 🌑 Cem Adrian & Mark Eliyahu - Kül * Geçmişindeki bedelleri ağır olan kızlar her girdiği ortamda kendini belli eder, başına gelen en ufak olayda bile geçmişin bir tokadı olduğunu zanneder, geçmişine duyduğu utanç yüzünden başı her zaman haddinden fazla eğiktir, hele ki o geçmişte sizin de bir parmağınız varsa, ben suçsuzum diyemiyorsanız, kendinizden başka kimseyi suçlayamıyor ama başkasını suçlamaktan da kendinizi alıkoyamıyorsanız. "İyi misin" Hayır değilim, bu yük en azından bir başkasına aitti, artık değil, artık bu yükü tek başıma taşımak zorundayım. Bugün tarihlerden 8 Kasım 2022 Bugün abim öldü ve küçük Nilüfer artık büyüdü, artık büyümek zorunda kalacak, insanın her acıya katlanmak zorunda olduğu gibi ben bu acıya da boyun eğeceğim. Ve her zaman iyiyim demek zorunda kalacağım. Eğer başımda duran bir babam olsaydı veya en azından annem beni kolları arasında büyütseydi bugün abimin öldüğüne seviniyor, mezarına tükürüyor olurdum. Ama eğer dünyanın en suçlu kişisi bile olsa o kişiden gördüğünüz sevgi çocukluktan beri gördüğünüz tek sevgiyse, yaptığı tüm o kötülüklere boyun eğmek, ve hatta o kötülüklere dahil olmak zorunda kalıyordunuz. "Evet iyiyim, yani iyi olmaya çalışacağım, dünyanın sonu değil ya." Aslında benim için dünyanın sonuydu, abim beni yıllarca kendi silahı gibi yetiştirmişti, bazen aylarca yüzünü bile görmezdim. Gördüğüm an sevinirdim ama diğer yandan iğrenirdim de, çünkü yaptığı her şey, azımsanamayacak derecede acımasızcaydı. Tahsin Karahan 1991-2022 Soğuk mezar taşına elimi sürmek istemedim, sürsem ne değişecekti, haykırarak ağlasam ne olacaktı, yarın yeniden yaşamak zorunda kalmayacak mıydım? Yanı başımdaki kıza bakarak derin bir iç çektim, ona baktığımı bilmiyordu belki ama hissederdi, içimdeki ağlama dürtüsünü yok saymaya çalışarak ayağa kalktım ve dizlerimdeki toprağı silmeye çalışarak ona doğru titrek bir sesle konuştum; "Gidelim mi?" Belki sormam garip kaçtı ama daha fazla burada durmak, daha yeni atılmış toprağın havasını solumak istemiyordum, buradan çıktığım an geri gelmeyeceğimin farkındaydım, kendimi kandıracak, gelmemek için aptal kafamda sayısız bahane bulacaktım. Hava kararmıştı, insanlar saatler önce başsağlığı dileyip gözden kaybolmuştu, gerçi abimin mezarı başında bile hatrı sayılı insandan fazlası yoktu. O an gözüm uzakta, mezarlığın gerisinde, ağaçlık alana yaslanmış bir gölgeye takıldı ama göz yanılması gibiydi, saniyelikti, bu yüzden umursamadım. "Sen bilirsin" Yüzlerce mezarlığın, solmuş hayatların yanından geçerken Ceren, varla yok arası "Nilüfer... Sen ne hissediyorsun" diye çekingence sordu. Bu konu hakkında konuşmak istemiyordum ama Ceren benim dostumdu, belki de tüm kirlerimin arasında en değerlimdi, belkide bu yüzden iki büyük adımla Cerenin yanına yetiştim ve mezarlıktan çıktık, eve gitmemiz için gerçekten işlek bir caddeden geçmemiz gerekiyordu bu yüzden üstüme başıma çekidüzen verdim. "Aslında hiçbir şey hissetmiyorum Ceren, bağırmıyorum, çağırmıyorum, ağlayıp haykırmıyorum ve en kötüsü gülemiyorum bile, tepkisizim, hissizim ve bu beni kahrediyor, sanırım... Buna alışmak istemiyorum ama bilirsin, eğer buna alışmazsam hayat kıçıma koca bir tekme koyacak" Caddeye girdiğimizde mağazaların ışıltıları, sokakta müzik yapan insanların sesleri, kafedeki insanların kahkahaları... Her şey birbirine karıştı. Belki bu eğlenceye karışmak isterdim ama bu gecelik hepsine kulağımı tıkamayı tercih ettim, dudağımın ucu kıvrıldı ama neye bilmiyordum, başım eğik, gözlerim ise ayakkabılarımın bağcıklarındaydı. Abim 5 ay önce sıcak bir haziran sabahı her zamanki gibi ortalıktan kaybolmuştu, sorgulamamıştım, çünkü abimin huyu buydu, kaybolmak bulunmamak ve aranmamak... Aradığım zaman bana kızardı, ortalıktan kaybolduğu zaman bulunmamak isterdi, kaybolduğu gecelerde kimsenin onu aramamasını. Ta ki bu sabaha kadar... ölü bulunmuştu, biri abimi öldü…