“bir eve vardım sandım, içinde ben yoktum.”
Yazar: Büşra Nur

BÖLÜM: 7 “bir eve vardım sandım, içinde ben yoktum.” İstanbul’dan kalkıp bu eve gelirken içimde nasıl bir umut vardı? Ne umuyordum hiç bilmediğim bir ailenin kapısına gelirken? Yüreğimdeki eksikliğin kapanacağını. Bir gecenin sabahında kaybettiğim babamı bir yabancının ailesinde bulabileceğimi mi? Bir anne mi arıyordum? Kendi annem yeri geldiğinden benden vazgeçebiliyorken, kendi doğrularıyla beni her zaman, her kim olursan ol diyemiyorken bir başkasının bunu yapabileceğine mi inanmıştım? Neye güvenmiştim. Bir umut, dedim kendime. Devrim’in evine girdiğimde, bana ait olmayan o evde hissettiğim ilk duygu. Aitlik hissi için bir umut. Ama bir ev. O eve vardın sandın hayatın boyunca Sezen ama içinde hiçbir zaman sen yoktun. Şimdi kapısından girdiğin bu görkemli ev ne kadar senin ne kadar sana ait olacak? “Ne demek lan karım?” dedi Devrim’in babası olduğunu ve isminin Fikret olduğunu bildiğim adam. Uzun boylu, heybetli bir adamdı. Sakalları özenle taranmış, üzerindeki kıyafetler evde olmasına rağmen özenle seçilmiş gibiydi. Dik bir duruşu, bakışlarında daha önce bana tanıdık olan bir öfke vardı. “Ne karısı? Ne anlatıyorsun sen!” cümlesine aynı şekil, öfkeyle devam ettiğinde Devrim önüme bir adım attı. Beni ardına alırken kalp atışlarım hızlandı. Hoş karşılamayacaklarına emindim fakat böyle bir tepki de beklemiyordum. Babasıyla göz göze geldiğimde o gözlerde gördüğüm öfke, acımasız ton tanıdık değildi. Devrim’e ait hiçbir iz taşımıyor gibiydi babası. Bambaşka iki dünya, bambaşka iki insan gibi. “Evlenmemi istemiyor muydun?” dedi Devrim sesini yükseltmeden kelimelerini vurgulayarak. “Aldım, karımı getirdim.” “Ulan sen kimsin?” dedi babası kapıya bir adım daha yaklaşmaya çalışarak. Melike Kozan, Devrim’in annesi kocasının önüne geçti. “Fikret saçmalama! Bütün köy seni dinleyecek. Bir sakin ol. Dinle bir oğlanı. Olan olmuş.” Onun tavrı sanki bu duruma Fikret Kozan kadar tepkili değildi. Ya da ben yanımda birinin olduğunu hissetmek istiyordum. Bacaklarım stresten titremeye başlamıştı fakat başımı dik tutmaya özen gösterdim. “Geçin oğlum içeri,” dedi Melike Kozan bize bakarak. “Geçneyecek!” dedi Fikret Kozan öfkesini saçmaya devam ederek. “Evime girmeyecek bu paçavra.” Bana bakarak kurduğu cümle yüreğimde bir sancının başlamasına sebep olurken ne yapacağımı şaşırdım. Adımlarım geri gitmek isterken Devrim elimi tutarak beni içeriye çekti ve ardımdaki kapıyı kapattı. “Baba!” dedi bu sefer sesini yükselterek. “Babamsın diye ses çıkarmıyorum. Şaşkınsın diye alttan alıyorum. Ama benim kırmızı çizgimi geçme! Benim karıma karşı tavrını düzgün takın yoksa işin sonundan ben sorumlu değilim!” “Ne ulan sonu?” dedi Fikret Kozan ve bu sefer onu karısı da tutamadı. Arkada gördüğüm ve kim olduğunu bilmediğim genç kız şaşkınlıkla olanları izlerken üst kattan inen başka bir kadın hayretle hole girdi. “Ne oluyor burada?” kadının sorusuna hiç kimseden cevap gelmedi. “Bu kız buradan gidecek! Hangi fare deliğinden çıkardıysan git yerine sok.” “Seni de! Fare deliğini de!” gözlerim artık kurulan cümlelere dayanamadığında Devrim’in koluna rağmen birkaç adım geriledim. “Fikret Bey,” dedim sesimin titremesine engel olarak. “Ben sadece Devrim’e saygı gösterdim. Ailemi görelim dedi geldim. Kimse size de evinize de meraklı değil.” “Sezen,” dedi Devrim bana kısık sesle. “Yukarıya çık.” “Çıkmayacağım,” babasının gözlerinin içine bakarak Devrim’e cevap verdim. “Eğer ailen beni bu evde istemiyorsa ben bu evde bir dakika bile durmayacağım. Önce Adab-ı Muaşeret öğrensinler.” Ağzımdan öfkeyle çıkan cümlelere rağmen gözlerimden yaş akıtmadım. Bugün benim Ayperi’yi bir köşede bırakıp kendi yolumu çizdiğim, Sezen olmak için ilk adımı attığım gündü. Ne olursa olsun, onca şeyden sonra. Bir uçurum kenarında kemiklerim kırılasıysa dövüldükten sonra geri dönmeyecektim. “Sezen,” dedi Devrim yeniden. “Yukarı çık!” “Çıkmayacağım,” dedim Devrim’e dönerek. Onunla burun buruna geldiğimizde öyle öfkeli, öyle kırgındı ki kalbim. Yüreğimin üstündeki sızı yaşanacakların korkusundan besleni…