“Neydi, ne oldu? Şu tez canım. Ertelendim hayattan, sevdim yarım.”
Yazar: Büşra Nur

5 “Neydi, ne oldu? Şu tez canım. Ertelendim hayattan, sevdim yarım.” Yüzüm yerdeki cam parçalarıyla çizilmişti. Yanağımdaki sızıyı hissediyordum. Vücudumdaki kan akışını… Ama yeterince acımadığını biliyordum. O kadar alışmıştım ki bir yana savrulmaya, bir başkasının günlerce aşamayacağı her şeyi birkaç saate toparlayabilir gibi hissediyordum. Bir sıcak duş yeterdi yeniden ayağa kalkmama. Hem de ayağımın altına batan cam parçalarına rağmen. Ama ona bile izin yoktu. Gözlerim acıdan kapanmak üzereydi ve bilincimin gitmemesi için kendimi durdurmaya çalışıyordum. Devrim iki büyük adımda yanıma ulaşarak beni kucağına aldığında amcamın sesini işittim. “Ne saçmalıyorsun lan sen!” “Karım,” dedi Devrim yeniden aynı sert sesle. Öyle korkutucu konuşuyordu ki yüzünü göremesem de ben olmasam amcamı öldürüp bir köşeye atacağından korktum. Elimi hareket ettirerek boynuna dokunmaya çalıştım belki biraz olsun sakinleşir diye fakat gücüm yetmedi. Bir eli kalçamın altından kavramış, diğer eli boynumla sırtım arasındaydı ve beni kucağında hiç zorlanmadan taşıyordu. Bense artık gözlerimi açamıyor yalnızca seslerini işitiyordum. “İmam nikahlı karım ve sen artık bu kıza elini sürecek olursan seni bu toprağa gömerim,” dedi aynı ses tonuyla konuşmaya devam ederek. Geceye düşen sesi içime bir ferahlık verirken neler olduğunu kavrayamıyordum. “Ulan namussuz bu kız! Ne yapacaksın sen elin koynuna…” “O sesini keseceksin!” dedi Devrim sesini daha fazla yükselterek. “O cümleni devam ettirmeyeceksin ve dua et bu kız bugün kollarımın arasında da seni şu şerefsizin yanına dizmedim!” Yerde yatan Timur’u işaret ettiğini anlamıştım ama hala beni kurtarmak için söylediği ve üç gün sonra ortaya çıkacağı belli olan yalanına anlam veremiyordum. Hissettiğim acıyla istemsiz hafif inlediğimde Devrim’in kolları titredi. “Baba, ben şahidim. Evlendiler.” Mert’in söyledikleri aklımı daha da karıştırırken Devrim hareket etmeye başladı. “Ulan ne evliliği? Kimi yiyorsunuz lan siz!” amcamın içi boş öfkesi geceyi doldururken araba kapısının açılma sesini işittim. Ardından sırtım yumuşak araba koltuğuna değdi. “Mert çalıştır şu arabayı!” Devrim ön koltuğa binmek yerine arkaya geçerek başımı dizlerinin üzerine yatırdı. Yaptığı hiçbir şeyi göremiyor ama hissediyor ve işitiyordum. Sanki gözümü açmaya birazcık bile mecalim yoktu. Başımın altında tenini hissetmek, sızlayan kalbime bir umut yeşertti. Bütün vücudum sızlıyordu. İnce bir damla vücudumda kol gezinirken, tenimin yandığını hissediyordum. Ölecek miydim? Bunu gerçekten yapacak mıydı? Biliyordum, sonunun buraya çıkacağını hep biliyordum ama belki de kabullenmek istemiyordum. Bacaklarımı yavaşça hareket ettirmeye çalıştığımda yeniden sızladığını hissettim. Sol bacağımdan yukarıya doğru tırmanan acı ağzımdan ufak bir inlemenin çıkmasına sebep olurken araba çalışmış, yolda ilerliyordu. Babacığım eğer burada olsaydın. Eğer yaşıyor olsaydın tüm bunlar yaşanır mıydı yine de? Tüm sessizliğine rağmen ölmeme, canımın bu denli yanmasına izin vermezdin değil mi? Gözlerimden yaş değil kan akacak gibi hissediyorum. Nefes alırken göğsüme sanki cam batıyor. Tüm vücudumda ince ince cam sızıları var. Bir yabancı. Bir yabancının dizleri üzerindeyim. Ne mekân gerçeğe dair şimdi içimde ne de zaman. O kadar inandırmıştım ki kendimi kurtuluşun olmadığına ve Devrim’in yokluğuna. Yine de görmesin, babam yaşadığım bu acıyı görmesin. Biliyorum çok acır canı. Sessiz kalır belki ama gözlerinde o hüznü o çaresizliği hissederim. Yaşamı boyunca gözlerinde taşıdığı o çıkmazı görürüm. Çünkü benim babam içinde sonsuz bir merhamet taşıyan fakat merhameti bir kendine olmayan bir adamdı. Büyük bir günahın bedelini öder gibi yaşardı her gününü. Ve sesi çıkmazdı ona yapılan hiçbir şey. Sanki bir bedel öder gibi. Buna rağmen saçlarımı okşadığında bütün merhametini hissederdim. Suskunluğuna rağmen, bir gülüşüyle yaşadığım tüm acıyı unuturdum. Bu yüzden onu kaybetmek, bu hayatta bana ait olan tek şeyi kaybetmek gibiydi. Babamın sessiz varlığı silikleşti, bir ölümle yok…