aşktan ne haber?
Yazar: Büşra Nur

BÖLÜM 16: “aşktan ne haber?” Part 1 Sanıyorum ki fark etmesek de içten içe yaşanacak her şeyi hissediyoruz. Belki evimde hiç olmayacak hayallerle defterime karaladığım cümlelerin sonu bu yüzden inandığım masallara çıkıyordu. Bir yandan Devrim’in geleceğini hissetmiş yahut yolumun bir gün güzelleşeceğine inanmanın umuduyla yaşamıştım. “Gel bakalım,” dedi elini belime yerleştirerek. Gözümün tamamını seçemediği kadar büyük bir arazinin üzerine kuruluydu şirketleri. Gri binanın en üstünde Trabzon sporun bayrağı vardı. Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. “Sizin bu Trabzon sevdanız.” Devrim başını hafif kaldırdı. “Ne sandun?” Dedi göz kırparak. “Bize her yer…” “Şovcu,” Binaya girerken kart okuma sistemine girmeden resepsiyondaki görevlinin kapıyı açmasıyla içeri girdik. “Hoş geldiniz Devrim Bey,” dedi girişteki genç kadın. “Babam odasında mı?” “Odasında sizi bekliyordu.” “Tamam sen işine bakabilirsin.” “Buyurun,” dedi elindeki kartı uzatarak. Asansörlerin de kartla çalıştığını anladım. Asansöre bindik ve aynadan bana bakmaya devam etti. “Neye bakıyorsun?” “Hiç,” dedi elini cebine koyarak. “Çok saçma duruyorum şu an burası için.” “Ben de bunu düşünüyordum,” kaşlarım çatıldı. Yanına yakıştıramamış mıydı beni? “Nasıl?” dedim ne diyeceğimi bilemeyerek. “Bu halde bile nasıl bu kadar güzel olabilirsin?” dediğinde bakışlarım yumuşadı. Yüzümdeki gergin ifade yerini şaşkınlığa bırakırken gülümsedim. “Herkese söylüyor musun bu yalanları sen?” “Nasıl tavlıyorum kızları sanıyorsun?” Gözlerimi devirdim. “Bu numaralı yiyen kız da ne bileyim yani.” “Sanki biraz yedin gibi ama hadi neyse.” “Devrim!” “Efendim karıcığım,” asansörün kapısı açıldığında Devrim boğazını temizledi. “Hoş geldiniz Devrim Bey,” takım elbiseli genç adamlar elindeki büyük dosyalarla asansöre binerken Devrim’e selam vermeyi ihmal etmedi. “Sen hallet işini ben bekleyeyim,” dedim onunla iş konuşacağı yerde bulunmanın Fikret Bey’i rahatsız edeceğini düşünerek. “Yürü Sezen,” diye homurdandı bıkkın bir tavırla. Çıktığımız kat alt katın atmosferine oranla çok daha ağır bir tasarıma sahipti. Duvarlarda altın varaklı tablolar asılıydı. Bazı çerçevelerin içinde Trabzonspor formaları vardı. Futbolla ilgilenmediğinden değerini saptayamıyordum fakat imzalı olduklarını ve eski döneme ait olduklarını anlamıştım. Futbolla böyle bir ilgi alakaları olduğunu bilmiyordum. Evlerinde Trabzonspor’a ait bir şey görmemiştim fakat eve de çok hâkim olduğum söylenemezdi. Babasına ait olduğunu anladığım büyük odanın kapısına geldiğimizde Devrim hafif kapıyı tıklattı ve cevap beklemeden içeri girdi. Nabzım Fikret Kozan’la karşılaşacak olmanın gerginliğiyle hızlandı. Bakışlarında insanı huzursuz eden bir öfke, hırs vardı. Devrim’in babasına karşı olan tutumu çocukluğundan mı geliyordu yoksa sonradan mı araları bozulmuştu bilmiyordum ama sanki Fikret Kozan hiçbir durumda iyi bir baba olamaz gibiydi. Ve hatta belki haddim değildi ama iyi bir eş olduğunu da sanmıyordum. Devrim gibi bir çocuk yetiştirebilmiş olmasının tek sebebi Melike Hanım olmalıydı. “Oğlum,” dedi Fikret Bey oturduğu yerden kalkarak. Büyükçe masanın ardında gösterişli, ahşap koltuğa sahipti. “Hoş geldin,” ardından bakışları Devrim’in ardındaki bana kaydı. “Sen de hoş geldin gelin hanım.” “Hoş buldum,” dedim sesime gerginliğimin yansımaması için özen göstererek. “Bakmam gereken işler varmış,” dedi Devrim babasına lafı uzatmadan. “Sıkıntı nerede?” “Şu yeni proje,” babası başını olumlu anlamda salladı ve sanki Devrim’in bu tavrına bozulmamış gibi devam etti. Fakat gözlerinde bozulduğunu anlamıştım. “İstanbul’daki mi?” “Aynen,” masasının çekmecesinden çıkardığı dosyaları Devrim’in görebileceği şekilde masaya açtı. “Geç canım sen,” dedi Devrim babasının masasının önündeki koltuğu göstererek. Fikret Bey dosyalarla ilgilenirken göz ucuyla bize baktı. “Bak bakalım sen daha kolay halledersin.” “Sorun neymiş?” “Her şey ince ayrıntısına kadar hesaplandı ama bütçeyle ortaya çıkan maaliyet asla uyuşmuyor. Bir yerde bir sıkıntı var. O kadar ekip oturup…