Ne affedebildim ne vazgeçebildim
Yazar: Büşra Nur

Oy vermeyi unutmayın lütfen efenim ve hem editlerinize etiketlemeniz hem de kitabımız hakkında güncel duyuruları takip edebilmeniz adına sosyal medya hesaplarım: INSTAGRAM / ibusra.nur INSTAGRAM / bataklikcicegikitap TikTok / ibusra.nur WhatsApp Kanalı: https://whatsapp.com/channel/0029VbAkW9f5q08V37jrNS1T BÖLÜM 15: "Ne affedebildim ne vazgeçebildim" Geçmiş içi yığınla göz yaşı dolu bir mezarlıktı. Toprağını acıyla, yaşla besliyordu. Trabzon'un sert fırtınası köyün ağaçlarını sallandırırken Kozan konağının içinde yeni bir heyecan vardı. Melike Kozan kucağına verilen bebeğe bakıyordu. Güzel mavi gözlerine, sapsarı saçlarına. "Ne güzel gözleri var," dedi eşine bakmadan. Odanın içine sobadan yayılan keskin sıcaklık bile kalplerindeki huzursuzluğu örtmeye yetmiyordu. Fikret Kozan gerginlikle elindeki bebeğin doğum karnesini tutuyordu. "Değişir büyüdükçe," dedi alelade. "Bana benzer." "Benzer, elbet babasına benzer." Melike'nin kucağındaki bebek huzursuzca kıpırdandı. "Oğlum," dedi Melike şefkatle. Dudağına parmağını götürdü. Nasıl heyecanla bakıyordu oğluna? "Oğlum, karnın mı acıktı senin? Yeni de yedirdim ama..." "Oğlum," babası da oğluna doğru ilerleyerek burnunu öpmek için eğildi. Fakat annesinin kucağında Devrim huzursuzlanarak ağlamaya başladı. "Allah Allah, bir derdi mi var? Altı mı pislendi?" annesi yeni anne olmanın heyecanıyla endişelenirken Fikret Kozan uzaklaştı. "Bebek bu Melike. Canı sıkılır ağlar." "Öyledir de," Melike yine de altını koklayarak kontrol etti fakat bir problem var gibi gözükmüyordu. "Oğlum," dedi gülümseyerek. "Ay parçam. Sevgiyle büyüteceğim seni. Hiç kimseye benzemeyecek benim oğlum. Hiç kimse gibi olmayacak. Bir tane olacak." Gözündeki mutluluk oğlunun ağlamasını durdurmadı. Kucağında biraz sallamaya çalıştı çocuğu fakat fayda etmiyordu. Devrim annesinin kucağında sanki yaşananları hissetmiş gibi ağlamaya devam ediyordu. Rüzgar ağaçları yıkılacakmış gibi esmeye devam etti. Sanki fırtına uzaklardan bir yerlerden bir masal anlatır gibiydi. Yıllar sonra yaşanacakları taşıyordu içinde. "Kizum," dedi annesi kucağına yeni aldığı bebeğe bakarak. "Yavrum," bebek annesinin kucağında ağlamaya başladı. Babası oturduğu yerden ayaklandı. "Bi şey mi oldi?" ağızlarına oturmuş olan Karadeniz ağzıyla derme çatma evlerinde yeni doğmuş olan bebeklerinin sevincini yaşamaya çalışırken bir yandan göğsünün üzerinde büyük bir ağırlık vardı. "Bir derdi var heralda," dedi annesi içi burkularak. Babası gerginlikle boynunu ovdu. Ne diyeceğini ne yapacağın bilemiyordu. "Oğlum," dedi yalnızca kısık sesle. Adamın göğsünde bir evlada sahip olurken bir diğerini kaybetmenin yükü vardı. İki bebek doğdu. İki kadın anne oldu. Bir kız çocuğu doğdu. Doğduğu evde yolunu aydınlatmak için kendisini yakması gereken. Hep biraz eksik doğan tüm kız çocukları gibi. Yaşadığı eve, bir göz odaya sığdırılamayan tüm kızlar gibi. 3 Mart. Bir oğlan doğdu. Bir kadının hayatını çaldığını bilmeden, kendininmiş gibi her şey. Babasını tanımadan öleceğini bilemeden. Geçmişin hesabını soracak bir baba kendine bulamadan. Öyle sahipsiz, kimsesiz. İki bebek doğdu. Kimsesizliğini birbirleriyle örteceklerini bilmeden. Karadeniz fırtınayla sarsıldı. Yüreklerindeki sakladıkları sır, hesabını sorar gibi topraktan. ... "Üzerime kanıtlanmış bir suç var da benim haberim yok galiba," Devrim ona uzatılan eli tutarken öyle sıkıyor olmalıydı ki savcının yüzündeki ifadeden canının yandığını anlamak zor değildi. "Yanlış anlaşılma," dedim araya girerek. "Sandığınız gibi bir durum değil." "Elbet değildir." Savcı elini çekti. Ömer arabadan inerek yanımıza geldiğinde gerginliğim biraz olsun azaldı. "Yanlış anlamazsanız Sezen Hanım, soy isminiz Kozan olunca elbette yanlış anlaşılmadır." "Savcı Bey ne burası karakol ne ben suçluyum. Eğer ki Kozan olmanın arkasına sığınacak olsaydım beni o karakolun kapısından hiç sokamazdınız. Birbirimizi kandırmayalım. Bu hassasiyetinizin de kişisel olmadığını umuyorum. "Değil," dedi Serkan Bey başını sallayarak. "Geç arabaya Ömer." "Abi," dedi Ö…