“kadınlar her duyguyu yalnızca acı yanıyla hatırlamak zorundandır.”
Yazar: Büşra Nur

BÖLÜM: 14 “kadınlar her duyguyu yalnızca acı yanıyla hatırlamak zorundandır.” Devrim’in içinde bir huzursuzluk vardı. Genç adam sakladığı sırrın altında eziliyordu fakat koluna girdiği, yüzüğünü parmağına taktığı bu kadınla evlenmesi gerektiğini biliyordu. Eğer ona hak ettiklerini vermek, geç kalınmış o adaleti sağlamak istiyorsa onunla evlenecekti. Tam bedenine oturan takım elbisesi rahatlığını kısıtlasa da bu akşam o kadının gecesiydi. Ve ona eksik hissettirmemek için elinden her ne geliyorsa yapmaya hazırdı. Sezen’in gözleri düştü aklına. Gülümserken bile tam anlamıyla gevşeyemeyen yüz hatları, hep tetikte duruşu. Kaşını sinirlendiğinde kaldırışı, yeşil gözlerinin öfkeyle parlaması. En öfkeli anında bile gözlerinde taşıdığı cennetin merhametini bahşediyordu insana. Ne şanslıydı aşık olacağı adam. Onunla bir ömür hiç yorulmadan, yaşlanmadan yaşanırdı. Öfkeliydi Devrim. Onu geç buluşuna, o eve bunca zaman gitmeyişine öfkeliydi. Sahi ya o gece gelmeseydi eve? Sezen, diye düşündü. Bir parça pop keki fazla gördüler kızım sana. Bana bu hayatı sunarken sana bir parça kek fazladan veremediler. O karanlığın içinde bir mum aydınlatırdı yolunu oysa. Ellerinin titreyişi düştü aklına. Ona her baktığında ellerini anımsıyordu. Ellerindeki yara izlerini. Keşke yüreğindeki korkuları, geçmişin bıraktığı izleri de silebilecek bir merhemi olsaydı. Devrim hiç düşünmeden o merhemi bütün ömrü pahasına Sezen’e bahşederdi. ‘Vereceğim’ dedi kendi kendine. “Ona hak ettiği hayatı vereceğim.” Sezen’in büyüdüğü kültüre yabancı değildi. Devrim’de en nihayetinde bu toprakların dağlığında büyümüştü. Köylerinin yamaçları kadar zordu Karadeniz’de kendin olmak. Hele ki kadınsan. Ama Sezen’in ailesinin yaşattığı yalnızca bir gelenek değildi. Düşünmek istemedi. Düşündükçe kafayı yiyecek gibi hissediyor, gidip o evi başlarına yıkmak, yedikleri yemeği ellerinden almak, yakıp yıkmak istiyordu. Sonra duruyordu. Kimi yıkacaktı Devrim? Devrim Sezen’e çok üzülüyordu, onu korumak kollamak istiyordu peki ya Devrim’e kim üzülecekti? Babası ölmüştü. Koskoca adam önce bununla yüzleşmeye çalıştı. Babası ölmüştü. Onu daha hiç tanıyamadan babası ölmüştü. Yok saymaya çalıştı bu gerçeği. Sezen’in hayatını mahvetmişler, dedi gözü yaş dolarken. Sen şimdi babanı tanıyamamana mı üzüleceksin? Ölümün kıyısına götürülen bir kadına mı? Devrim’in nezdinde kendisinin üzülmeye hakkı yoktu. İyisiyle kötüsüyle, tek kötü hatırası olmadan zengin bir ailede büyümüş, en güzel okullarda okutulmuştu. Ha bir de erkekti. Her ne dese yapmışlar, onu hiç kısıtlamamışlardı. Sahi özgürlüğünden daha değerli neyin var bu hayatta? Hiçbir şeyin. O kızın özgürlüğünü çaldılar. O kızın her şeyini çaldılar. Ellerine yaralar bıraktılar. “Her bir yarası için bir kere daha yakacağım canlarını,” dedi Devrim sessizce. Önce bir Kozan olacak hep olduğu gibi, hak ettiği gibi. “Sonra ondan çalınan her ne varsa, ona geri vereceğim. Hak ettiği her şeyi ona ait kılacağım. Beş parasız, ailesiz ve kimsesiz kalmak uğruna bile olsa. Ben Devrim’sem, ismim gibi Kozan ailesine yıkım getireceğim. Ve onlara ait her ne varsa Sezen’e ait olmadan bırakmayacağım yakalarını. Devrim’in öfkesi daha yeni harlanmışken arkasında kalan karısına baktı. Gözlerindeki tedirginliği gördüğünde içi burkuldu. Büyüleyici güzelliğe sahipti. İnsana cenneti vadediyordu gözleri. Sanki o bakışların uğruna en akıllı adam bile hiç düşünmeden sürüklenirdi. Her şeyi öğrendiğinde nefret edecekti Devrim’den. Hayatını çaldığı için, onun sahip olması gereken her şeye sahip olduğu için. Bunun ağırlığı vardı göğsünde ve sırf bundan dolayı uzak tutmak istiyordu onu kendinden. Ama öyle gururluydu ki genç kadın. Keşke dedi, Devrim. “Keşke çıkarcı biri olsaydı da. Aralarındaki duygusal çekim hiç olmadan da Devrim’in tüm olanaklarından faydalanıp hayatını yaşasaydı.” Ama hayır. Devrim de biliyordu. Bir kuruş fazlasının hesabını güdecek kadar gururluydu. Annesine çekmiş olmalıydı. Muhakkak ki bütün huyunu annesinden almıştı. Annemden. Demek istedi Devrim. Ne zordu bu ger…