“yeni bir sayfa.”
Yazar: Büşra Nur

BÖLÜM: 13 “yeni bir sayfa.” Yeni bir sayfa açmak yalnızca hayatında bir şeylerin değişmesiyle mi ilgili yoksa insan kendi içini değiştirerek yeniden başlayabilir mi hayata? Dudaklarını öptüğüm bu adama kendimi yaslarken sanki başka bir hayata uyanıyormuş gibi hissediyorum. Bunun bir öncekinden daha güzel hissettirmesini sağlamaksa ilk defa gerçekten benim elimdeydi. Yanlış yapmayacaktım. Onu sevmek kendimi geri plana atmama sebep olmayacaktı. Hala gerçek bir evliliğe ait değildik. Yalnızca kalbimin çırpınışına bir son vermiş onunla denemek istemiştim. Denemek . Bu kelime sanırım biraz garip hissettirmişti. Nasıl garip? Dedim kendime. Ucuz mu? Hayır, kimseden hoşlandığım için kötü hissetmeyecektim. Belki de Devrim’in gerçekten bütünüyle haklı olduğu tek şey buydu. Bana kötü hissettirmelerine, eksik hissettirmelerine herkesten önce ben izin veriyordum. Çünkü acı bir itiraftı ama bu öğretilmiş yalnızlık gibi, onlardan öğrendiğim ve fark etmeden zihnime işlediğim düşüncelerden yalnızca birisiydi. Hayatım değişiyordu. Güneş alıyordu toprağım, filizleniyordu çiçeklerim. Şimdi yeniden aynı bataklığın beni çekmesine izin vermek yoktu. Eğer korkularım gerçekse eğer Devrim sandığım o adam değilse anlaşmanın gereğince arkama bile bakmadan çeker giderdim. Yapabilir miydim bunu? Yapardım. Yapabilmeliydim. “Bu,” dedi Devrim şaşkınlıkla kendini biraz geri çekerek. “Bu çok ani bir karar. Yapmak zorunda değilsin.” “Biliyorum,” gözlerinin içine baktım. “Kötü hissettiğimde gidebileceğimi de. Sadece…” “Ne sadece?” dudaklarımı, yüzümü takip etti gözleri. Yüzünde biraz heyecan biraz korku gördüm. “Bu özgürlüğü bana tanıyan adamla bir şey denemek istiyorum.” Kaşlarını kaldırdı. “Denemek?” “Denemek,” dedim yutkunarak. Kaba mıydım? Nasıl oluyordu bu işler bilmiyordum. Belki de yalnızca duygu yoğunluğum, uykusuzluğumla birlikte daha sonrasında pişman olacağıma emin olduğum şeyler yapıyordum. Ne fark eder ki, dedi Sezen Ayperi’ye. Ondan vazgeçebildiğin sürece tutsak değilsin hiçbir yere. O öyle bir adam değil. “Hayır,” dedi Devrim sandığımın aksine. Yüzüm bir an düştü. Parmaklarım terledi, gerildim. “Yani sen, sev…” “Böyle bir anda mahcubiyetten böyle bir şey yapmanı kabul etmiyorum,” dedi aynı sert tavırla. “Akışına bırak Sezen. Ben buradan bir çıkayım.” “Ama sen?” parmaklarımla avuç içimi sıkıştırdım. Bir elimle saçımı geri atarak birkaç adım geri gittim. Önündeki demir parmaklıktan ötürü zaten o bana yaklaşamıyordu. “Ben senden herhangi bir şey beklemedim,” dedi ve ekledi. “Bu teklifi yaparken böyle bir beklentim yoktu.” Herkes sevdiği kişinin onunla birlikte olmasını dilemez miydi? Bu nasıl bir istekti böyle. Ardından bulunduğu konuma rağmen oldukça rahat bir şekilde kaşlarını kaldırarak konuştu. “Ha isteseydim zaten çoktan benimdin.” “Ne?” kendinden eminliğine karşılık şaşkınlıkla baka kaldım. Kızarmış gözlerime, akıttığım yaşlara rağmen karşımda öyle eğleniyordu ki. “Yalansa söyle, beklemediğim haliyle bu haldeysek,” Yüzünü yalancı bir şekilde ekşitti. “Dalga geçiyorsun benimle,” dedim ne yaptığını anlayarak. Ben içimde bir savaş verip onu kazandığımı hissederken o benimle alay ediyordu. “Ne münasebet.” “Sen bir eve dön de,” dedim ciddileşerek. “Ha bir de tehdit,” “Hem de en fenasından.” İkimiz aynı anda gülümsediğimizde içim ferahladı. Üzerimden bir yükü atmış gibi hissediyordum. Sanki ruhumun bir köşesinde gömülmeyi bekleyen Ayperi bir anlık cesaretimle toprağın altında kalmıştı. Ve ben artık Sezen olarak yoluma devam edebilecektim. Bunun gerçeği yansıtmadığını tamamen hislerimle hareket ettiğimi biliyordum fakat bir kere de rüzgârın götürdüğü yere kendi seçimleriyle savrulan o kadın olmayı istedim. En azından buna hakkım olmalıydı. “Eve geç,” dedi gözlerime bakarak. “Geleceğim, geldiğimde gözlerin hala bu kadar kızarık olursa fena bozuşacağız.” “Ağlamayacağım,” dedim kendimi buna ikna etmeye çalışarak. “Ama konuşacağız. Her şeyi ve sen geleceksin.” “Bugün derslerin başlamıyor mu senin?” dedi söylediklerime bir cevap vermeden. “Hadi geç kalma.…