2.Bölüm:Siyah Ve Yeşil
Yazar: Valerine

“Yüzünü örten boyalar geçmişi gizliyebilirdi ama gözlerindeki o tanıdık fırtınayı saklamaya yetmiyordu” Dün gecenin o kurşun gibi ağır yorgunluğu daha üzerimden kalkamamışken,bölge hastanesinin koridorlarındaki sabah hareketliliği çoktan başlamıştı.Askeri üsse ve sınır hattıma en yakın,tam teşekküllü tek hastahane burası olduğu için koridorlarda sürekli üniformalı askerler,jandarmalar veya polisler görmek olağandı.Beyaz önlüğümün düğmelerini tek tek iliklerken,aklım hala dün gece acil müdahale odasının kapısında,o mermi seslerinin ve barut kokusunun ortasında elini elime vuran Yüzbaşı'daydı. Yüzünü tamamen kapatan o siyah ve yeşil kamuflaj boyalarının ardında öyle bir bakış vardıki,sabaha kadar gözümü kırpmama izin vermemişti,zihnimin dehlizlerinde tuhaf bir huzursuzluk yaratmıştı.Kimdi o?Neden bana öyle bakmıştı? Hafifçe iç çekip dün gece kurşunu çıkardığım askerin durumunu kontrol etmek için üst kattaki hasta odalarına doğru yürüdüm.Elimdeki hasta dosyasını inceleyerek kapıyı hafifçe aralayıp içeri süzüldüğümde,yatağın ucundaki resmi pano gözüme çarptı.Üzerinde büyük,köşeli harflerle askerin ismi ve rütbesi yazıyordu: Uzman Çavuş Bora Tönge. Timdeki askerlerden birinin ismini ilk defa resmi olarak orada okuyup öğrenmiştim. “Ooo,kurtarıcı meleğim de gelmiş!” Yataktaki iri yarı asker,dün gece ölümün kıyısından dönen adam değilmiş gibi neşeyle sırıttı.Omzundaki kalın sargıya rağmen yatakta dikleşmeye çalışıyordu ama yüzü acıyla hafifçe kasıldı. “Lütfen hareket etmeyin,dikişleriniz henüz çok taze”dedim profesyonel ve ciddi bir ses tonuyla.Yanına yaklaşıp nabzını ve ateşini kontrol ettim.Tansiyonu da ritmi de mükemmeldi.”Kendinizi zorlamazsanız çok daha hızlı toparlarsınız” “Doktor Hanım,elleriniz dert görmesin”dedi gözleri parlayarak.”Bizim sıhhiyeci çoçuk koridorda anlattı durdu sabah sabah.Çatışmanın ortasında eliniz bile titremeden mermiyi tereyağından kıl çeker gibi çıkarmışsınız.Sayenizde bir kurşunla ölüp gitmedik.Pençe Timi size minnettar en çokta ben.” “Ben sadece görevimi yaptım,teşekkür etmenize gerek yok”dedim yüzümde hafif bir tebessümle”Kendinize iyi bakarsanız bir kaç güne taburcu işlemlerinizi başlatırım.Kendinize dikkat edin çünkü bu milletin sizin gibi cesur askerlere ihtiyacı var.” Odadan çıkıp kendi doktor odama ilerlerken,içimde garip bir hafiflik,tarif edemediğim bir gurur vardı.Vatanı korumak için canını dişine takan bu Türk askerlerin o sert kabuklarının altındaki neşesi bile bambaşkaydı. Odamın kapısını açıp içeriye girdiğimde ise masamın üzerinde duran karton bardaktaki sıcak filtre kahve ve hemen yanındaki küçük,beyaz not kağıdı dikkatimi çekti.Kahveden hala ince bir duman tütüyordu. Kaşlarımı hafif çatarak masaya yaklaştım.Notu elime alıp üzerindeki askeri,nizami el yazısını okudum:”Dün geceki özveriniz ve timimin askerini kurtardığınız için tüm Pençe Timi adına teşekkür ederim.İyi mesailer,Doktor Hanım.-Yüzbaşı Ateş Dağhan” Yüzbaşı Ateş Dağhan. İsim,gözlerimin önünde büyürken göğsümün ortasında anlam veremediğim eski,kabuk bağlamış bir sızıyı tetikledi.Zihnim bana acımasız bir oyun oynuyor olmalıydı.'Sadece bir isim benzerliği'diye fısıldadım kendi kendime.'Sadece basit bir benzerlik'Dün geceki o heybetli,yüzü boyalı adamın yeşil renkteki gözlerini anımsadım.Olamazdı.O,yıllar önce kalbimi bir yangın yerinde bırakıp askeri okula gitmek için arkasına bakmadan bu şehri terk eden çoçuk olamazdı.Olamazdı değil mi? Öğleden sonra ,hastanenin o boğucu dezenfektan kokusundan biraz olsun uzaklaşmak ve masamda soğuyan kahvemi tazeleyip içmek için arka bahçeye çıktım.Burası askeri personelin ve doktorların hava aldığı etrafı yüksek duvarlar ve tellerle korunan geniş bir alandı.Bahçenin uzak ucundan gelen yüksek sesli askeri komutlar,tempolu nefes alış verişler ve ağır postal sesleri adımlarımı yavaşlatmama neden oldu. Yüksek duvarın serin gölgesinde,Pençe Timi tam kadro oradaydı.Dün gece yatakta bıraktığım arkadaşlarının aksine,geri kalan ekip üzerlerindeki askeri fanilalarla ağır bir istasyon antremanı yapıyord…