6. Merhametten Urgan
Yazar: Nacarhez

6. Merhametten Urgan Bir kuş cıvıltısı ve yahut giyotine yatırılmış suçsuz bir adamın son yakarışı. İnsan merhametsiz büyüyüp onca yıldan sonra tanıştığı merhameti birinin sadece tek bir bakışında yakalayınca tam olarak bunu hissediyordu. İçini huzur dolduracak bir kuş cıvıltısı mı? Aydınlık günler, sıcak geceler, güvenli bir ev, önüne konulan bir tas sıcak yemek? Yoksa idam mı? Yatıldım mı ben giyotin tahtasına? Sardı mı boğazımı o güzel elleri? Bağırıyor muyum acıyla ve korkuyla? Birazdan ense kökümden yiyecek miyim kafamı bedenimden koparacak o keskin bıçağı? Güven vermiyor ki gözleri, nasıl inanacağım beni bir tahtaya yatırıp boğazımı sarmayacağına? Biliyor muyum ki merhameti? Tanımıyorum ki, nerden bileceğim? Sevilmiş miydim ki hiç? Sarmış mıydı güven veren kollar daha önce bedenimi böylesine? Ben hep yerlerde sürünmüştüm, kimse onun gibi yanıma çömelip eldivenli elleriyle önce yüzümü kavramamıştı ki, kimse beni kucaklayıp üstüne üstlük rüzgar şiddetini arttırıp yağmur sicimle can yakacak hale geldiğinde, beni soğuktan korumak için rüzgara ve yağmurun çarptığı yere sırtını dönmemişti ki.. ne bileyim, bana kimse siper değildi ki, siper hep bendim. Şimdi, yine bana dokunduğu ilk an gibiydi. Buna mahşer derdim. Eldivenlerinden kurtardığı o biçimli güzel ellerini destursuz bir anda iki yanağıma da yapıştırmıştı. Bedenimdeki ateşin ölçüsü kırksa, şu an yüz kırka çıkmıştı. Yeşil gözleri holün karanlığında simsiyah gözüküyordu. "Sana, seni yaşatmak için getirdiğimi söylerken bu halde yaka paça buz gibi soğuğa kendini atmanı söylememiştim." Sesinde garip bir ikaz vardı. Avuç içinin birini anlıma yasladı, diğer elinin parmaklarının tersiyle boynuma dokunduğunda bedenimi resmen bir titreme dalgası almıştı. Tepki veremiyordum, ve bunu kullanıyormuş gibi rahatlıkla geziniyordu teni tenimde. "Sabah yediğin ayazı çabuk unuttun sanırım? Bu ateş yine almış başını gidiyor.." Kızları uğurladıktan sonra beyaz pofuduk terliklerim ve Ediz'in omuzlarıma bıraktığı ama benim tapulu malımmışçasına sıkı sıkı sarıldığım montla herkesin içeriye girmesini umursamadan araçlar gözden kaybolana kadar beklemiştim yine o soğukta. En sonunda Ediz kolumdan tutup nazik olmayacak şekilde içeri geçmemi söylemişti ve kapıyı da Salih'in yüzüne kapamıştı. Şu an ateşim mi vardı yoksa sadece inme mi inmişti ayırt edemiyordum. "Ediz.." dedim kısık çıkan çatallı bir sesle. Ellerini kendine çekti ve yüzüme konuşmaya devam etmem için dikkatle bakmaya başladı. Yine ne diyeceğimi bilmiyordum. Açıkçası diyecek bir şeyim de yoktu. Sevinmeli miydim, üzülmeli miydim? Teşekkür edip boynuna mı atlasaydım, yoksa bacak arasına sağlam bir tekme koyup gelecek nesillerini mi yok etseydim? "Söyle.." dedi en sonunda dayanamayarak. Bomboş bir şekilde yüzüne bakıyordum. "Ne diyeceğimi bilemedim, bir dakika düşünüyorum." "Nasıl yani?" "Açıkçası teşekkür edip sarılsam mı, bela okuyup bacak arana tekmeyi bassam mı diye düşünüyorum, ama bekle rezil olmadan önce mantıklı konuşmayı tercih ediyorum. Eminim iyi bir şeyler çıkarabilirim." Dudaklarında anlık beliren gülümsemeyle bütün yüzü aydınlandığında yüz ifadem tekrardan kaskatı kesildi ve ona kötü kötü baktım. Bakışlarımı gördüğünde yüzündeki ifadeyi hızla sildi ve tekrardan o poker face ifadesiz haline büründü. Bir adım geriye büyükçe bir adım attı ve ellerini, bacak arasının önünde birleştirdi ve hafifçe başını sallayarak boğazını temizledi. Gerçekten de orayı siper almıştı. "Rica ederim." dedi muzip bir sesle. Bir anlık bir şaşkınla bakışlarım ellerinin olduğu yer ve yüzü arasında gidip geldi. İfadem bozguna uğramıştı işte tekrardan. "Salak.." diye fısıldarken buldum kendimi. Tutamadığım kısık bir kıkırtı sesi aramızdaki ciddi ifadeyi bozdu ve benimle birlikte tekrardan o da gülmeye başladı. Gözlerimi gözlerinden hızla kaçırıp gülüşümü gizlemeye çalışırken üzerimden montu çıkartmaya çalışıyordum. "Defol başımdan ya!" Montu kucağına atıp ayağımdaki terlikleri de ayaklarına doğru fırlatarak hızla kaçtım ondan. Yeterince garip hissettirmi…