4. Vicdanın Sesi Ve Sessizliği
Yazar: Nacarhez

4. Vicdanın Sesi Ve Sessizliği Yalnızlığımız kıyametimiz midir? Bu sorunun cevabını kaçırıldığım ve esir edildiğim delikte her gün, her saat düşünmüştüm. Cevap hep evetti. Sanıyordum ki biri elimizden tutsa, biri boynumuza sarılsa, biri başımızı dizlerine koyup saçlarımızı okşasa her şey hallolacak. Acıyı hafifleteceğiz. Evet belki geçmeyecek, ama o yarayla baş edebileceğiz. Kan kaybetmeyeceğiz, bizim de yaralarımızı saracaklar.. Ama cevap hayırdı. Birliğimiz kıyametimizdi. Sadece bir kadın, diğer kadının boynuna böylesine sarıldığında bile anlayabiliyordunuz bunu. Eğer size, sizin çektiğiniz acıların korkusuyla böyle sarılıyorsa, o kıyametti. Zira başka türlü hiçbir empati, hiçbir merhamet böylesi bir acıyı iliklerinize işletemezdi. Bu anlayıştan ve acıdan kopan bir kıyametti. Biz acıya hapsolmuş kadınların birliği, kıyametti. Armina'nın beline güçsüzce sarılan kollarım dermansızca tekrardan iki yanıma düştüğünde bile bana sarılıyor olmaktan vazgeçemedi. Boynuma öyle sıkı sarılıyor, saçlarımı öyle içten okşuyordu ki.. Abisinin vebaline mi ağlıyordu? Vicdanın sesi kulakları sağır edecek kadar tiz bir çığlık attı. Ve yine vicdanın sessizliği beni kucakladı. Sıkıca sardığı kolları yavaşça çözüldü ve geri çekildiğinde gözlerimin içine artık daha da güçlü bir ifadeyle baktı. Yemyeşil gözleri kıpkırmızı kesilmişti ve güzelliği tıpkı abisi gibiydi. Tablo gibi. İkimiz de birbirimizden birer adım geriledik. Gözlerim anlık da olsa ona değdiğinde içimde bir volkan patlamıştı. O bir düşman değildi, artık biliyordum. Fakat bir düşmandan daha acımasız bir acıyı veriyordu içime. "Abim.." dedi endişeyle kardeşine. Soğuk bedeni omuzuma sürtündü ve yanımdan bir hışımla geçip karşımızda ağlayan kadına doğru ilerledi. Yüzünde öyle bir ifade vardı ki, beni evden içeriye girdiğime pişman etmişti. "Armina," dedi kızın omuzlarından tutup doğrulturken. "Ne oluyor? İyi misin?" "İyiyim, abi." Ellerini yüzüne kapattı ve derin birkaç nefes aldıktan sonra gözyaşlarını da yüzünden silerek ellerini abisinin göğsüne yasladı. Bakıldığında iç ısıtacak bir andı. "Kabus gördüm sadece, çok kötüydü! Sonra Gök'ün haberi geldi mutlu oldum falan.." hala ağlıyordu ama gülümseyerek abisine baktı. "Sinirlerim bozuldu işte ne bileyim, tutamadım kendimi!" Ediz, bir kolunu kardeşinin boynuna sararak kendine çekti ve rahat bir nefes alarak ona sarıldı. Gerçek bir ağabey gibi. Sevgi görmüş her insan evladının içini ısıtacak o merhamet, sevgisiz büyüyen ben için içimi buz diyarlarına çevirmişti. Belki de fazla dramatikleştiriyordum ama bazı şeyleri hissedemeden de duramadım. Armina'nın benim yaşlarımda olduğu kesindi. Ona bir kabusun etkisiyle bile bu denli merhametle sarılan biri varken, o kişinin beni bir canavara kendi elleriyle teslim ettiği gerçeği içimi parçalamıştı. Ben de bu merhameti istemiş, hiçbir zaman ulaşamayacağımı bile bile yine de beklemiştim; ve elbette ki hiçbir zaman da elde edememiştim. Ben buydum. Kimsesizler mezarlığı. Ediz'in zehir gözleri gözlerimi bulduğunda bana garip bir ifadeyle baktı. Armina'yı göğsünden uzaklaştırdıktan sonra benden çektiği gözlerini kardeşine indirdi ve yüzünü avuçlayarak kendisine bakmasını sağladı. "Toparlan hemen.." dedi yumuşak bir sesle ama üçümüz de bunu ona zorunlu bıraktığını biliyorduk. Anlamlandıramadığınız garip bir enerjisi vardı. "Gök'e de kalın kıyafetler ayarla, olur mu güzel kardeşim?" Armina, abisinden gördüğü şefkatle az önce indiği merdivenlere son bir kez bana baktıktan sonra yöneldi. Ben ise bana bakan bir çift gözü umursamadan birazdan girecek olduğum evi inceledim. Genişçe bir hol, krem ve yer yer acı kahvenin baskın olduğu mobilyalar, yerdeki tek bakışta bile bir sanat eseri olduğunu anlayabileceğim kadar ihtişamlı bir dokuma halı vardı. Ev o kadar temiz ve güzel duruyordu ki ayağımdaki çamura ve muhtemelen kana bulanmış bez parçası ayakkabılarımı çıkarmaya utandım. Kapının önünden kenara doğru çekilip girişi kapatmamaya çalıştığımda ayak izlerim mermer zeminde kirli bir iz bırakmıştı. "Hoşgeldin.."dedi…