13. Monarşinin Zalimi
Yazar: Nacarhez

13. Monarşinin Zalimi E (12.06): Hastahaneye yatırıldığının haberini aldım az önce annemden. İyi misin? E (12.06): Lütfen bir şey söyle. E (12.06): Oraya giremeyeceğimi biliyorsun, yatırırlar beni de. E (12.06): Gök E( (12.06): Hayvan herifin tekiyim. Seni hiç aramamalıydım. Hiç bulaşmamalıydım sana. Lütfen bir şey söyle, seni merak ediyorum. E (12.15): Annem başının belada olduğunu düşünüyor. Sabah hastanede etrafında yığınla adamlarla görmüş seni. Seni takip etmiyorum yani merak etme, sadece denk gelmişsiniz. Bana bir şeyler yedirmek için odamdan bunu söyleyerek çıkarttı. Hepsi bu. E (12.20): Heykel yoktu çöpte. E (12.21): Bana olan nefretine alıştım artık bununla kavga etmiyorum ama başka bir adamı seviyorsan eğer gel bul bir silah ve sık kafama. E (12.21): Sendeki kalpsizliğin nasıl sağlam olduğunu çok iyi biliyorum. Sevmezsin sen normalde. E (12.21): Ama eğer seviyorsan E (12.21): Beni yıllardır dışarısında tuttuğun birini almışsan o kalpten içeri E (12.21): Gel ve sık kafama, Gök. Eroin ya da met işe yaramıyor. E (12.22): Senden daha ölümcül hiçbir şey yok. Hayatta kaybettiğin hiçbir şey gururundan değerli olamazdı sanırım. Bu mesajları okuduktan sonra yavaşça hava maskesini yüzümden çıkartmış, önümdeki hastane yemeğini itmiş ve ayaklarımı sürüye sürüye kaldığım odanın lavabosuna gitmiştim. Dışarıdan gören neredeyse onlarca göz vardı hemde üstümde. Dedem buradaydı öncelikle. Sabahın çok erken bir saatinde yatışım yapılmış ve her yerim delik deşik olana kadar ilaçlar, serumlar verilmiş, kanlar alınmıştı. Dedemin adamları da odadaydı. Can buradaydı. Ediz, Mert ve Armina. Tabiki de Bade. Salih, Nejdet ve Hasan. Kapısı açık olan odanın eşiğinde duran birkaçı daha.. Hepsi öylece buldukları yere kalçalarını dayıyor ve beni izliyorlardı endişeyle. Yüzümde normal bir hava maskesinin ultra ürkütücü versiyonu olan maskeyle sadece uyuklamamaya çalışıyordum. Hastalık seyirini dün geceden itibaren değiştirmiş ve ilaçları almaya başladığımdan beri beni tam anlamıyla mahvetmişti. Doktor şuurumun bile ara ara gidebileceğini söylemişti. Cebime sıkıştırdığım telefonum tekrar titredi. Kapıyı kapattım ve klozetin kapağını kaldırdım. Aynada kendi yansımama bakabilecek tahammülüm yoktu ama içimdeki bu kusma hissinden de sadece kendi gözlerimin içine bakarak kurtulabilirdim. Parmaklarım boğazıma doğru kaydı yine ve göz göze geldim kendimle. Öğüre öğüre kusmaya başladım. Can kapıyı yumruklayıp bağırsa da, Ediz ismimi o yumuşak dudaklarından ilahi gibi çıkartıp çıkmamı rica etse de durmadım. Bu hissi kusmalı ve kurtulmalıydım. Koca bir oda dolusu adam dışarıda öğürtülerimi duysa da, onun gururunun basitliği kadar utandırmıyordu beni bu. "Gök kızım benim.." dediğini işittim dedemin. "Ağır mı geldi ilaçlar, kuzum? Çık bak kusmak iyi değil.." kapı kolu zorlandı hafifçe. "Gök!" diye bağırdı sonra Can. "Kızım sana kusmayacaksın demedik mi! Bir de sinsi sinsi kalkıp gidiyorsun! Çık lan şuradan! Kusma sakın!" Emir tehlikedeydi. Bana fahişe muamelesi yapıp da mağdur aşığı oynayan adamı koruyacaktım şimdi. Bir basit vicdanın uğruna. Gel de kusma. Bade'nin ve Can'ın dışarıdan bağırışları kesilmedi bir süre. Dedem yumuşak bir dille çıkmam için ikna etmeye çalıştı. Hasan bile seslenmişti dışarıdan. Dedemin sevmediğim koruması Kadir söylenip duruyordu. Bense aynadaki görüntüme bakıp bakıp kendimi kusmaya zorluyordum. İnsanların dizleri titrerdi bana baktıklarında. Lâl olur kalırlar, iki kelimeyi yan yana getiremezlerdi büyümden. Bazıları gerçekliğini sorgulardı bendeki bu güzelliğin. İçinin kirliliğini bilmeden. E (13.02): Nasıl oldun? "Gök.." diye yavaşça seslendi bütün o kalabalığın içinden, Ediz. "Çık hadi güzelim." Sohbeti arşivleyip yıkanmış yüzümü kolumun içine sildim. Beni her kafesten çıkaracak tek anahtar onun sesiydi sanki. Kafamda çığlık çığlığa nefret marşları çalarken ben titreyen ellerle kapıyı açıyordum. Onu görecektim şimdi ve susacaklardı. O susturacaktı her katilin sesini. Kıracaktı ellerini, dokunmayacaklardı bana. Siper olacaktı zırhtan…