12. Can Evi
Yazar: Nacarhez

12. Can Evi Kuşkusuzca tutunduğun hazlar, kuşkularınla son bulurlar. Dört elle sarıldığın hayallerinin kendine geçirdiğin urganın olduğunu fark ettin mi hiç? Ha Emir? Ettin mi? Beni bile bile sevdin, bile bile. Bunu da fark ettin mi? Beslenmemesi gereken aşklar mezar kazar insana. Sen beni ölecek kadar sevmedin oysa, hep öyle desen de. Şimdi de canından olacaksın, aptal. Hak etmediğin aşk, hak etmediğin veballerle sökecek kalbini yerinden. Hak ettiğin cezayı hak etmediğin yerden yiyeceksin. Kötü olan yine ben olmuş olacağım. Ve dönüp bana yine, bir annenin sevgisini bile hak etmediğimi söyleyeceksin. Kirli dilinden sıçrayacak çamurlar, kapımın önünde bekleyen tertemiz aşkıma. Sen beni sevdin diye, ben onu sevemeyeceğim. Mesajı, ekran görüntüsünü alarak sildim. Fotoğrafı ise özel olarak kaydedip dosyaların en gizli, en ulaşılmaz yerine kaldırdım. Emin olduğum sevgiye kıyamadım belki de. Yumruklarla çalan kapımı açtım ve araladığım yerden Ediz'i içeriye aldım. Büsbütün bir kırgınlık ve aşağılanma içerisindeydim ama doğuracağı sonuçların farkındalığından hislerimi bastırmam çok da zor olmamıştı neyseki. Yine bir köşede tek başıma kaldığımda, göğsümü yumruklaya yumruklaya hissettiğim kırgınlığı yaşardım ne de olsa. Genelde kuytu köşelerde zaten hep yalnızdım. Ediz'in yine sanki can damarına basmışız gibi kasılan yüzüyle bakıştım birkaç saniye. Muhtemelen içeride Bade, Can anlamasın diye salağa yatmayı başarabilmişti ve Ediz de bu inceyi kapabilmişti. Can'ın öğrenmemesi gerektiğini herkes biliyor gibiydi. "Sakın.." dedim kapıyı kilitlerken. "Sakın Can'ın anlayacağı bir hareket yapma!" Kaskatı bir ifadeyle kilitlenmişti ve yüzüme bakıyordu hala. Göğsü ağır ağır inip kalkıyor, iki yanında duran elleri sıkı birer yumruk haline gelip tekrardan açılıyordu. Hiçbir zaman bana gerçekten de hissettiği öfkeyi yansıtmış biri değildi. Kendini frenleyen, zorlansa dahi sınırlarını zorladığını fark ettiğim şekilde sıkan biriydi kendini. Nedense bu yönünün sadece bana özel olduğunu hissediyordum. "Heykeller.." dedi harfleri sanki boğazını yırtıyormuşçasına bir zorlukla. "Onun çöpten topladığı.." "Yine çöpe gidecek." "Yok bir de evimize götürelim amına koyayım!" Hiddetle üzerime attığı adımda kendi öfkesinden değil, karşımdaki heybetinden korktum bir anda. Kocaman cüssesiyle dibime girince bütün görüş açım kapanmıştı. Emir'le kesinlikle karşı karşıya gelmemeliydi. Ediz üflese Emir uçardı çünkü. "Terbiyesiz!" diyerek göğsüne vurdum hafifçe. "Düzgün konuş benimle, ahlaksız, terbiyesiz!" Zerre umrumda değildi, küfür duymaya çok da hassas olan biri hiçbir zaman olmamıştım. Ama aklını bir şekilde dağıtmam gerekiyordu. "Bak.." dedi başını omzuna doğru eğip gözlerini kapatırken. Dilini dudaklarında gezdirdikten sonra alt dudağını dişlerinin arasına aldı. "Bak ben.." "Ne, sen?" "Bak ben tutmaya çalışıyorum kendimi tamam mı?" Eli sanki beline doğru gidiyordu ve tekrardan yanına çekiliyordu. "Bak ben o ibnenin evveliyatını.." kelimelerini yuttu ve yüzünü yumuşatmak adına kaşlarını indirip kaldırdı. Gözleri deli deli bakıyordu ve Emir'in canını bu bilinmeyen numaradan daha da çok tehlikeye sokuyordu o gözleri. Karnımın uyuştuğunu hissettim gerginlikten. "Küfür yok," dedi başını iki yana sallarken. Yine kendini sıkıyor ve bana patlamamaya çalışıyordu. "Can içeride Ediz!" Elimi sakallarına uzattım ve yanağını avuçladım dudaklarına parmaklarımı kapatarak. "Öfkeni anlıyorum; ben de çok öfkeliyim ama lütfen. Sinirleneceksen de, sinirlen. Küfür de edebilirsin ona, anlarım. Ama lütfen. Şimdi değil." Kapıyla arasından çıkmak için aramızda bıraktığı mesafeyi aşarak ona iyice yaklaştım. Bedenim onunkine değdiğinde sanki benim vücudumun titremesi onunkine de geçmiş gibi hissediyordum. Yüzünü elimden sertçe kurtarıp kulağıma doğru yaklaştı. Evet, o da titriyordu . "Elimde kalacak.." diye fısıldadı. "Sana saygımdan yutuyorum, ama sen de şunu bil." Parmağıyla masanın üzerindeki büstü gösterdi. "O orospu çocuğunun ciğerini eline vereceğim." "Ediz.." "Kimse seninle böyle bi…