11. Şırıngadaki Gözleri
Yazar: Nacarhez

11. Şırıngadaki Gözleri Nihayetinde hepimiz insanız, değil mi? Hepi topu yaşayacağımız birkaç sayılı yıl, bir avuç hüzün ve tek tek mutluluklar... Hayat sadece birkaç kişiden ibaret, değil mi? Hayatında doğduğun ve hayatına aldıkların. Seni hayatına alan senin yaşamın bile değil aslında, yine de onu öldürme hakkını kendine tanıyıp başını o gece yastığa için umutla dolu dolu koydun. Vicdan yükü, insanlık yükünden hafif sandın. Hayatına aldığın, seni aldıkları hayattan koparacak olandan kurtaracak sandın. Yüzünü güldürdü diye, dudaklarını tekmelerle patlatan o adamların eline vermiş olduğu gerçeğini yok saydın. Bile bile lades. Bile bile lades, Ediz. Sana bile bile hem heves, hem de nefes. İkisi de bu gecenin sabahı için elzem bana. Kapıldığım hülyalı, umut dolu anlar yer yer karnıma stres krampları soksa da, geceye kadar ekran başında oturup USB'deki kayıtların nelere sebebiyet vereceğini tartışmıştık. Henüz hiçbir karar verilmemişti ve Ediz, önceliğini yine ailesine vererek geri planda kalmaya özen gösterecekti. İnanılmaz akılcı ve gerçekçi sebepleriyle neredeyse pişman olacaktım o belgeleri ona da verdiğime ama mantıklı olanın onun kararları olduğunun da bilincindeydim. Ediz öylece kendini onu hiç ilgilendirmeyen bir savaşta kahraman ilan edemezdi. Yaşaması gerekti. Çocukları yerine koyduğu iki kardeşi, yönetmesi gereken bir aile şirketi ve hiç bahsetmese de bir babası vardı. Bu yüzden bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda, sadece onu ilgilendiren intikama odaklıydı. Bense onunla sonuna kadar her savaşta savaşırız sanmıştım. O savaşmayacaktı. Umut dediğim, ama aslında tamamen kin ve nefretten ibaret olan o his içimde ya kırılmıştı, ya da şahlanmıştı onun bu tarafsız akılcı tutumu karşısında. Bir şey diyemezdim. Haklıydı. Yine de içimde burkulan tarafın ne denli kara gözlü olduğunu ve göğüs kafesimi içeriden yumrukluyor olduğunu olabildiğince ona yansıtmaya çalıştım. Bütün gün. Akşama kadar. Yanımda olacağını ve hayatlarımızı aydınlığa bir daha hiç ulaşamayacağımız kadar dibe gömmemize izin vermeyeceğini söyleyip dursa da, bir yanım bunu istiyordu. Yine de ona baktığımda hep kurtulmuş hissetmiştim. O kırdığı odunlarla ısıttığı dağ evinde, kanepede dalarken uykuya, yatakta tek başıma huzur ve güven dolu bir kalple uyuyordum. En azından uykuya dalarken öyle olduğumu düşünüyordum. Öyle olsun istediğimden. Yine de yatağın diğer tarafına yavaşça serdiğinde koca cüssesini, ona doğru dönüp neden benimle birlikte uymaya başlayacağını soracak cesareti bulamadım kendimde. Kollarının yavaşça belime dolanıp kendine doğru çektiğinde bedenimi, buz gibi bir soğuk enseme vururken dönemedim geriye. Daha biraz önce, gözlerimi kapatmadan hemen önce, tek kalmaktan korktuğumu adı gibi bildiğinden elini koltuğun arkasına doğru atıp onun orada olduğunu bana göstermeye çalışmasını izliyordum. Sanırım dayanamamıştı. Belimdeki ellerin gerekenden, onun sardıklarından daha da kuvvetli oluşunu hissettiğimde gözlerimi aralayıp zifiri karanlıkta belimdeki ellerini görmeye çalıştım. Ateşim varmış gibi hissediyordum. Soğuktu. Onun ellerine dokunduğumda hissettiğim soğukluk daha da çok ürpermeme neden oldu. Buz gibiydi. Enseme vuran nefesine odaklanmaya çalıştım. Sadece dört bir yanım soğuktu. Buzdan bir adamın kollarında gibi hissetmiştim, ama onun içi yanardı. Ediz'in içi yanardı. O hep sıcacık olan elleri bugün soğuksa, belki de bu gece şömine erkenden söndüğü içindi. Sabahki gibi boynumu öpmesini bekledim. Ellerini tuttum sıkıca ve başımı iyice eğerek ensemle boynumu daha da çok açtım. Elleri soğuksa, nefesi vurmuyorsa tenime, sıcak dudakları illaki yine değecekti şah damarımın üzerine. Tıpkı sabah yaptığı gibi. Korkusuzca sarıldığı her an, korkusuzca öptüğü gibi beni. Gözlerim iyiden iyiye karanlığa alışırken dışarıdan gelen dolunayın ışığından, ellerine daha da çok dikkat kesildim. Yara izini bulmak için. Kalbimin dört odası ağzına bir patlayıcı doluydu şimdi. Karşımda upuzun bir adam duruyordu ve Ediz'in arkamdaki varlığı o kadar güçlüydü ki nefesi…