Bölüm 9
Yazar: Pınar zehra Ince

Merhabaa. 🤍 Dokuzuncu bölüme hoş geldiniz. Hikâyemizde taşlar yavaş yavaş yerine otururken, karakterlerimizin vereceği kararlar da her şeyi değiştirmeye başlıyor. Umarım bu bölümü okurken hem heyecanı hem de duyguları birlikte hissedersiniz. Bu yolculukta bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim. Şimdi sizi daha fazla bekletmeden yeni bölüme geçelim. Keyifli okumalar. 🌸✨9. Bölüm: Vazgeçmeyen Adam Bazı insanlar sessizce gider. Bazıları ise gitmek yerine bekler. Ateş ikinci türdendi. Onunla konuşmayalı tam beş gün olmuştu. Beş gün... Eskiden bana kısa gelen zaman, şimdi geçmek bilmeyen uzun saatlere dönüşmüştü. Her sabah aynı saatte okula geliyor, aynı koridorlardan geçiyor, aynı sınıfa giriyordum. Hayatım eskisi gibi görünüyordu. Ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. Onu uzaktan görüyordum. Bazen arkadaşlarıyla gülerken... Bazen kütüphaneye giderken... Bazen de elinde kahvesiyle tek başına yürürken... Eskisi gibi yanıma gelmiyordu. Adımı söylemiyordu. Göz göze geldiğimizde ise sadece hafifçe gülümsüyordu. Sözünü tutuyordu. Beni zorlamıyordu. Ama nedense bu sessizlik, konuşmasından daha çok canımı yakıyordu. --- Bir gün ders çıkışında Elif koluma girdi. "Artık anlatacak mısın?" "Neyi?" "O çocuğu." Şaşkınlıkla ona baktım. "Hangi çocuk?" "Su..." Gülümsedi. "Ben kör değilim." Başımı önüme eğdim. "Bir şey yok." "Bir şey yoksa neden son günlerde sürekli dalıp gidiyorsun?" Sessiz kaldım. Elif derin bir nefes aldı. "Baban yüzünden mi?" O an gözlerim doldu. Tek kelime etmeden başımı salladım. Elif ilk kez bana bu kadar üzgün baktı. "Bir insanın hayatına bu kadar karışmaya hakkı yok." "Babama göre var." "Peki sana göre?" Bu soruya cevap veremedim. Çünkü yıllardır kendi fikrimi sormayı bile unutmuştum. --- O gün kütüphaneye gidip biraz ders çalışmak istedim. Belki kafam dağılır diye düşündüm. Masaya oturur oturmaz önümde bir kitap gördüm. Benim değildi. Kapağını açtım. İlk sayfasına küçük, beyaz bir kâğıt sıkıştırılmıştı. Merakla açtım. Üzerinde sadece tek cümle yazıyordu. "Bazen beklemek de sevmektir." Kalbim hızlandı. Yazıyı tanımıyordum. Ama kimin bıraktığını hissediyordum. Tam o sırada görevli kadın yanıma geldi. "Bu kitap sana bırakıldı." "Kim bıraktı?" "Gülümseyen uzun boylu bir çocuk." Başımı eğip istemsizce gülümsedim. Ateş... Yine yanıma gelmemişti. Ama yine de beni yalnız bırakmamıştı. --- Ertesi gün hava yağmurluydu. Şemsiyemi evde unutmuştum. Ders bitince herkes koşarak çıkışa yöneldi. Ben ise kapının altında bekliyordum. Yağmur şiddetleniyordu. Tam çıkmayı göze almıştım ki yanıma biri geldi. Bu kez Ateş değildi. Arkadaşıydı. "Su?" "Evet." "Bu senin." Elime siyah bir şemsiye verdi. Şaşkınlıkla baktım. "Bu..." "Ateş gönderdi." "Neden kendi vermedi?" Arkadaşı hafifçe gülümsedi. "Çünkü seni zor durumda bırakmak istemiyor." Boğazım düğümlendi. Şemsiyeyi sımsıkı tuttum. "Teşekkür ederim." "Teşekkürü bana değil, ona edersin." Çocuk uzaklaştı. Ben ise elimde şemsiyeyle olduğum yerde kaldım. Kalbim hem ısınıyor hem de acıyordu. --- O akşam eve döndüğümde babam salonda oturuyordu. Kapıdan girer girmez gözleri elimdeki şemsiyeye takıldı. "Bu kimin?" Bir an duraksadım. "Arkadaşımın." "Kız arkadaşın mı?" Yalan söylemekten nefret ediyordum. "A... evet." Babam şemsiyeyi elimden aldı. İnceledi. Sonra tekrar bana uzattı. "Yarın geri ver." Başımı salladım. "Tamam." Odamın kapısını kapatır kapatmaz yatağa oturdum. Bir şemsiyeyi bile saklamak zorunda kalıyordum. Bu nasıl bir hayattı? --- Ertesi gün erkenden okula gittim. Şemsiyeyi geri vermek istiyordum. Bahçeye çıktığımda Ateş'i her zamanki bankta otururken gördüm. Derin bir nefes aldım. Yavaş adımlarla yanına yürüdüm. Beni görünce ayağa kalktı. İkimiz de birkaç saniye konuşamadık. Elimdeki şemsiyeyi uzattım. "Teşekkür ederim." Şemsiyeye bakmadı bile. "Sana lazım olur diye düşündüm." "Oldu." Başımı eğdim. "Çok teşekkür ederim." Şemsiyeyi aldı. Tam dönecekken sesi arkamdan geldi. "Su." Durdum. "Beni dinler misin?" Yavaşça arkamı döndüm. Sesinde alışık olduğum o sakinlik vardı. "Ben seni hiçbir…