Bölüm 6
Yazar: Pınar zehra Ince

Selam. 🌷 Beşinci bölüme hoş geldiniz. Zaman ne çabuk geçti, değil mi? Daha yolun başında olsak da hikâyemiz yavaş yavaş kendi ritmini bulmaya başladı. Bu bölümde bazı olaylar farklı bir hâl alabilir ve karakterlerimizi biraz daha yakından tanıyabiliriz. Umarım bu yolculukta bana eşlik etmeye devam edersiniz. Şimdi sizi bölümle baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar. 🤍✨6. Bölüm: Gözlerimin Aradığı İnsan bazı alışkanlıkları fark etmeden edinirmiş. Ben de bunu çok geç anlamıştım. Artık her sabah kampüse girer girmez ilk yaptığım şey etrafıma bakmaktı. Onu arıyordum. Bunu kendime itiraf etmek kolay değildi. Ama inkâr etmenin de bir anlamı kalmamıştı. Onu gördüğüm günler daha güzel geçiyordu. Göremediğim günler ise eksik. O sabah kampüse vardığımda bahçe beklediğimden sakindi. Banklar boştu. Kuşların sesi bile diğer günlere göre daha azdı. İçimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. İstemsizce etrafa baktım. Yoktu. Belki dersi vardı diye düşündüm. Belki de henüz gelmemişti. Kendimi buna inandırmaya çalışarak sınıfa çıktım. İlk ders boyunca gözüm sürekli kapıya kayıyordu. Ders bitince Elif koluma girdi. "Bugün seni biri bekliyor gibi davranıyorsun." Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne?" "Gözlerin sürekli birini arıyor." Gülüp geçmeye çalıştım. "Saçmalama." Elif başını iki yana salladı. "Ben seni çocukluğundan beri tanıyorum Su. Bir şey var." Tam cevap verecekken telefonum çaldı. Babam. "Çıkışta doğruca eve gel." "Dersim dörtte bitiyor." "Bitince oyalanmadan geleceksin." "Tamam." Telefon kapandı. Elif yüzüme baktı. "Yine mi?" Sessizce başımı salladım. "Bir gün patlayacaksın." "Bilmiyorum." "Asıl ben biliyorum." Konuşmayı uzatmadım. Çünkü Elif haklıydı. Ben sadece kabul etmek istemiyordum. Öğle arasında kütüphaneye gittim. Sessizliği seviyordum. Kitapların arasında kendimi daha güvende hissediyordum. Bir kitabı raftan almaya çalışırken üst rafa uzandım. Parmak uçlarım yetmiyordu. Tam vazgeçecekken kitap yavaşça önümde belirdi. Birisi alıp bana uzatmıştı. "Sanırım bunu arıyordun." Sesini duyar duymaz gülümsediğimi hissettim. Ateş. "Teşekkür ederim." "Rica ederim." Elindeki iki kitabı gösterdi. "Ben de bunları almaya gelmiştim." İkimiz de istemsizce güldük. Kütüphanenin sessizliği içinde fısıldayarak konuşuyorduk. "Neden hep yalnızsın?" diye sordu. Soru beklenmedikti. "Yalnız değilim." "Kalabalığın içinde de yalnız olunabilir." Bir an sustum. Bu çocuk neden hep içimde sakladığım yerlere dokunuyordu? "Alıştım." "Alışmak, mutlu olmak demek değildir." Cevap veremedim. Çünkü haklıydı. Belki de yıllardır sadece alışıyordum. Mutlu olmuyordum. Birlikte kütüphaneden çıktık. Kampüsün bahçesinde yürürken rüzgâr saçlarımı yüzüme savurdu. Ateş hiçbir şey söylemeden durdu. Çantamın kenarına sıkışan yaprağı alıp eline verdi. "Sonbahar seni bırakmak istemiyor galiba." Gülümsedim. "Belki de." "Aslında..." Bir an durdu. "Sonbahar sana yakışıyor." Kalbim öyle hızlı atıyordu ki yürümeyi unutacak gibiydim. Hayatımda ilk kez bir erkek bana iltifat etmişti. Hem de bunu öyle doğal söylemişti ki... Utandığımı fark etmesin diye başımı eğdim. "O kadar da değil." "Bence öyle." Konuşurken gözlerini kaçırmıyordu. Bu beni hem rahatlatıyor hem de heyecanlandırıyordu. Tam o sırada telefonu çaldı. Ekrana baktı. Gülümsemesi bir anda silindi. "Kusura bakma, bunu açmam gerekiyor." Birkaç adım uzaklaştı. Ben bankta beklemeye başladım. Konuşmasının tamamını duymuyordum. Ama ses tonu değişmişti. Sinirliydi. "Hayır abi." "..." "Ben söyledim." "..." "Tamam, akşam konuşuruz." Telefonu kapattığında derin bir nefes aldı. İlk kez onu bu kadar gergin görüyordum. "Bir sorun mu var?" Gülümsedi. Ama bu kez gülümsemesi sahteydi. "Yok." İlk kez onun da yalan söylediğini anlamıştım. Demek sadece ben saklamıyordum bazı şeyleri. İkimizin de anlatamadığı hikâyeleri vardı. Kampüs çıkışına kadar birlikte yürüdük. Otobüs durağına geldiğimizde ben beklemeye başladım. O ise birkaç adım önümde duruyordu. Birden bana döndü. "Su." "Efendim?" "Biliyor musun?" "Neyi?" "Bugün seni görmek iyi geldi." Kalbim yine be…